Barış İçin Aktivite
Kendinizden başka kimse size barış getiremez

Sümela Manastırı’nda ayinler provokasyon için mi başladı?

"Cumhuriyet’in ilk döneminde 1923 sonrası Sümela’nın aktif manastır hayatı sona erdi. Bunun en büyük nedenlerinden biri Pontos soykırımıydı. Osmanlı Devleti döneminde (1914) başlayan, İttihatçılar ile devam eden ve Cumhuriyeti (1923) kuran irade eliyle sonuçlandırılan Pontoslu Rumlara yönelik soykırımdı. Soykırım sadece insanları hedef almadı; okulları, tarihi binaları, salonları, kiliseleri, manastırları ve tabii Sümela Manastırı’nı da hedeflerden biri haline getirdi."

0

Yannis Vasilis Yaylalı

Türkiye’de Pontos ve Pontos’a özel her şey için bir paşa eskisinin görevlendirildiği görülüyor. Emekli denizci paşası Cihat Yaycı, ısrarlı bir şekilde provokasyonlarına devam ediyor.

Em. Cahil Paşa ne demişti?

– 2023’te “Fener Rum Metropolitliği’nin (Patrikhane) Sümela Manastırı’nda ayin yapmasına izin verilmemelidir” dedi. Özellikle 15 Ağustos’un Trabzon’un fetih günü olduğunu vurguladı.

– Ayinin amacının Trabzon’un fetih tarihini unutturmak veya gölgelemek ve bölgenin “Yunan toprağı olduğu propagandasını” yapmak olduğunu ileri sürdü; bunu Megali İdea ile ilişkilendirdi.

– Ayini “Pontus Bayramı” / “Pontusçuluk faaliyeti” olarak nitelendirdi ve bunun Türkiye’nin birliğine ve Lozan’a karşı bir saldırı olduğunu savundu. (Yeni Akit)

– Lozan Antlaşması’nı gerekçe göstererek, Fener Rum Patrikhanesi’nin Sümela’da ayin düzenlemesini yetki aşımı olarak değerlendirdi.

– Sümela’nın artık bir manastır değil, tarihi bir ören yeri olduğunu ve bölgede Ortodoks cemaat bulunmadığını söyledi. 2024’te de “Sümela bir manastır değil. Ören yeridir” şeklinde konuştu. (Günebakış)

– 2010’da ayinlerin yeniden başlamasını FETÖ ve “dinlerarası diyalog” projesiyle ilişkilendirdi. 2024’te bunu daha da sertleştirerek söz konusu süreci Türkiye’nin bünyesine zarar veren bir proje olarak nitelendirdi. (Yeni Mesaj)

– 2024’te söylemini daha da ileri götürerek “Biz buradayız ve bu ayini yaptırmayacağız. Sümela’nın önünde nöbet tutacağız. Tüm vatansever Trabzonluları bekliyoruz” dedi. (Odatv)

– Ayrıca mütekabiliyet önerdi: Sümela’da ayin yapılmasına izin verilecekse, Atina’daki Fethiye Camii’nde Diyanet başkanlığında Kur’an ve mevlit okunmasını talep etti.

Bu Cahil Paşa’nın söylediklerinden bile yola çıksak, yakın tarihin gerçekliği onu boşa çıkarır. Sürekli Meryem Ana Yortusu’nun tarihi olan 15 Ağustos ile ilgili yalan yanlış bilgilerle toplumu provoke ediyor. Yalan ve yanlış açıklamalarıyla insanları Rum toplumuna ve Ortodoks cemaatine karşı kışkırtıyor.

Sadece 15 Ağustos tarihini ele alalım. “Trabzon’un fetih günüdür ve ayin bilinçli olarak fetih gününe konmuştur” diyor. Oysa Trabzon’un işgali uzun yıllar 26 Ekim’de kutlanmış, 15 Ağustos tarihi ise 2022’de kullanılmaya başlanmıştır. Buna karşılık Sümela’daki Meryem Ana Yortusu 2010’dan beri 15 Ağustos’ta yapılmaktadır. Dolayısıyla ayinin başlangıç tarihi ile sonradan belirlenen işgal kutlama tarihi arasında kronolojik bir çelişki olduğu ortaya çıkıyor. Bu Cahil Paşa bu durumu bilmiyor olabilir mi? Elbette biliyor ve bilerek dezenformasyon yaparak yeni bir tarih yazılacağını düşünüyor. Cumhuriyet tarihi bu tür dezenformasyonlarla doludur. AKP hükümetinin ve çevresinin de yalan tarih oluşturma gayretleri olduğunu, bu hükümeti ve çevresini yakından takip edenler bilir.

Sümela Manastırı’nın kısa tarihi

4. yüzyıl

Geleneksel anlatıya göre manastır MS 386 civarında, Bizans İmparatoru I. Theodosius döneminde kuruldu. Atinalı keşişler Barnabas ve Sophronios, rüyalarında Meryem Ana’nın yönlendirmesiyle Trabzon yakınlarındaki Mela Dağı’ndaki mağaraya gittiler. Orada Aziz Luka’ya atfedilen mucizevi Meryem Ana ikonasını (Panagia Sumela) buldular ve mağaraya ilk kiliseyi inşa ettiler. Böylece yer, Meryem Ana’ya adanan bir hac ve ibadet merkezi oldu.

Erken Bizans dönemi

– 6. yüzyılda İmparator Justinianus’un emriyle General Belisarios’un restore ettiği rivayet edilir.
– 6./7. yüzyılda baskınlarla yıkıldığı, 644’te yeniden inşa edildiği anlatılır.

Bu dönemde düzenli Ortodoks ayinleri ve ikona hürmeti yapılmış olmalıdır; ancak ayrıntılı kayıt yoktur.

Trabzon Rum İmparatorluğu (Komnenoslar) dönemi (1204–1461)

– En belgelenmiş dönem

Manastır 13. yüzyıldan itibaren gerçek anlamda önem kazandı. Özellikle III. Aleksios (1349–1390) döneminde büyük gelişme gördü:
– Fırtınadan Meryem Ana tarafından kurtarıldığı efsanesine dayanarak manastırı restore ettirdi.
– Surlar, kuleler ve yeni hücreler yaptırdı.
– Toprak, köy ve vergi muafiyetleri bağışladı (1360–1365 civarı fermanlarla).
– Önceki imparatorlar da destek vermişti.

Bu dönemde manastır, Pontus bölgesinin en önemli Meryem Ana hac merkeziydi. Düzenli liturjiler yapılıyor, ikona ve ayazma (kutsal su) etrafında Meryem kültü yoğun yaşanıyordu.

Ana ayin

Manastırın en önemli bayramı 15 Ağustos – Meryem Ana’nın Göğe Yükselişi (Dormition) ayinidir. Bu bayram Bizans Kilisesi’nde 5.–6. yüzyıldan beri kutlanır. Sümela’nın Meryem Ana’ya adanması nedeniyle buradaki yıllık ayin, Türkler öncesi dönemde de merkezi konumdaydı.

Osmanlı döneminde Sümela Manastırı

Osmanlı döneminde Sümela Manastırı’na yaklaşım, genel olarak “yıkmak veya ortadan kaldırmak” değil, manastırın mevcut dini ve ekonomik statüsünü tanımak ve belirli haklarını korumak şeklindeydi. Ancak bunu “Osmanlı her dönemde tamamen özgür bıraktı” şeklinde basitleştirmek de doğru olmaz.

1461’den sonra ne oldu?

Trabzon’un 1461’de Osmanlı hâkimiyetine girmesinden sonra Sümela, Rum Ortodoks dünyasının önemli manastırlarından biri olarak faaliyetini sürdürdü. Osmanlı sultanlarının, daha önceki dönemlerden kalan manastırın hak ve gelirlerini tanıdığı ve çeşitli imtiyazlar verdiği resmi kültür kaynaklarında belirtiliyor.

Özellikle dikkat çekici olan nokta şu:

– II. Mehmed (Fatih) döneminde Sümela’nın haklarının tanındığına ilişkin bir fermanın manastırda muhafaza edildiği aktarılıyor.
– Yavuz Sultan Selim’in Sümela’ya iki şamdan hediye ettiği belirtiliyor.
– II. Bayezid, I. Selim, II. Selim, III. Murad, IV. Mehmed, III. Ahmed gibi padişahların dönemlerinde de manastırla ilgili fermanların bulunduğu kaydediliyor.

Dolayısıyla Sümela’nın Osmanlı yönetiminde hukuken tanınmış ve korunan bir Rum Ortodoks dini kurumu olarak devam ettiğini söylemek mümkündür.

Daha da ilginç olan: Sümela’nın en parlak dönemlerinden biri Osmanlı dönemiydi.
Bugün gördüğümüz Sümela’nın önemli bir bölümü Osmanlı dönemindeki genişleme ve yenilemelerin sonucudur. 18. yüzyılda birçok bölüm yenilendi ve freskler yapıldı. 19. yüzyılda ise büyük yapılar eklendi ve manastır bugünkü anıtsal görünümüne büyük ölçüde kavuştu. Resmî kaynaklar 19. yüzyılı Sümela’nın “en zengin ve parlak dönemi” olarak tanımlıyor.

Bu oldukça önemli bir tarihsel ayrıntıdır: Sümela’nın Osmanlı döneminde yalnızca ayakta kalmadığını, aynı zamanda ciddi biçimde büyüyüp zenginleştiğini gösteriyor.

Sümela örneğinde elimizdeki tarihsel kayıtlar, özellikle manastırın eski haklarının korunması ve padişahlar tarafından yeni ayrıcalıklar verilmesi açısından oldukça dikkat çekicidir.

Sonuç olarak:

Trabzon’un işgalinden sonra Osmanlı yönetimi Sümela’yı ortadan kaldırmadı; aksine manastırın dini statüsünü ve bazı ekonomik/hukuki haklarını tanıdı, çeşitli imtiyazlar verdi. Manastır Osmanlı döneminde, özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda önemli ölçüde gelişti.

Cumhuriyet dönemi

Cumhuriyet’in ilk döneminde 1923 sonrası Sümela’nın aktif manastır hayatı sona erdi. Bunun en büyük nedenlerinden biri Pontos soykırımıydı. Osmanlı Devleti döneminde (1914) başlayan, İttihatçılar ile devam eden ve Cumhuriyeti (1923) kuran irade eliyle sonuçlandırılan Pontoslu Rumlara yönelik soykırımdı. Soykırım sadece insanları hedef almadı; okulları, tarihi binaları, salonları, kiliseleri, manastırları ve tabii Sümela Manastırı’nı da hedeflerden biri haline getirdi.

1930’lar–1950’ler

Bu dönemde Sümela esas olarak tarihî yapı/ören yeri olarak görülmeye başladı. Aktif Ortodoks ibadethanesi niteliği ortadan kalktı. Özellikle 1930’lu yıllardan itibaren Türkiye’deki eski Rum ve Ermeni dini yapılarının önemli bir bölümü gibi Sümela da kültürel miras ve arkeolojik/tarihî eser çerçevesinde değerlendirilmeye başlandı.

Ancak manastır tamamen yok edilmedi. Aksine yapı ve freskleri korunmaya çalışıldı; ilerleyen yıllarda müze ve turistik ziyaret perspektifi ağırlık kazandı.

Sümela Manastırı’nda ayinlere 88 yıl sonra yeniden başlandı

2010 önemli bir dönüm noktasıdır.
2000’li yılların sonlarına kadar Sümela’da düzenli Ortodoks ayini yapılmıyordu. 15 Ağustos 2010’da, yaklaşık 88 yıl sonra, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un katılımıyla Sümela’da yeniden ayin yapılmasına izin verildi.

Tarihi provokasyon için neden kimse harekete geçmiyor?

Em. General Cahil Yaycı’nın yukarıda da alıntıladığımız çeşitli yıllarda ısrarla televizyon, basın ve sosyal medya aracılığıyla paylaştığı şeyler:

– TCK 216/1 – Halkı kin ve düşmanlığa tahrik
– TCK 216/2 – Halkın bir kesimini alenen aşağılama
– TCK 115 – İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme
– TCK 106 – Tehdit ve diğer ilgili suçlar

kapsamına girerken, Türkiye’de kamuoyu bu provokasyonlara neden sessiz kalıyor? Bu provokasyonlara karşı barolar, insan hakları kurumları, DEM Parti ve diğer siyasi parti ve kurumlar neden TCK’nın çeşitli maddelerinin kapsamına giren bu alçakça eylem ve provokasyonları yargıya taşımıyor?

Bu sessizlik, yalan yanlış bilgilerle toplumun bir kesimini Ortodoks toplumuna ve Rum halkına karşı nefret söylemiyle besliyor. Ermeni halkının en güzel evlatlarından Hrant Dink hangi koşullarda katledildi, hatırlamıyor muyuz? Unuttuk mu Samsun, Trabzon ve Malatya’daki Hristiyan din insanlarına saldırı ve katliamları? Buradan bir kez daha insan hakları kuruluşlarına ve inanç kurumlarına, bu nefret söylemine karşı seslerini yükseltmeye çağrıda bulunuyorum.