Barış İçin Aktivite
Kendinizden başka kimse size barış getiremez

PONTOS’TA SOYKIRIM, KATLİAM, İHANET VE DİRENİŞ DEVAM EDİYOR

Hafıza silinmez. Pontus ruhlarımızda, dilimizde, tarihimizde ve mücadelelerimizde yaşamaya devam ediyor. 19 Mayıs’ta, Pontus Helenizminin 353.000 masum ruhunu saygıyla ve hüzünle anıyoruz. Canlarımız zulümler, ölüm yürüyüşleri, sürgünler ve katliamlar ile yok edildi. Yaşadığımız soykırımın 107. yılında da unutmuyor, hesap soruyoruz. Tarihî gerçeğin tanınması ve haklılığın yerini bulması için mücadelemize devam ediyoruz

1

Yannis Vasilis Yaylalı

Kardeşlerim,

Yüzyıl önce Pontos’un kadim topraklarında başlayan kanlı soykırım, bugün hâlâ aynı devlet aklıyla devam ediyor. Topraklarımızı Türkleştirme, hafızamızı yok etme ve kimliğimizi eritme projesi, inkâr duvarları arkasında kararlılıkla sürdürülüyor. Ama şunu herkes bilsin: Soykırım devam ettiği gibi direniş de devam ediyor. Diasporada ve ata topraklarında verdiğiniz onurlu mücadele ile Kürt halkının Türk inkâr ve soykırım sistemine karşı gösterdiği destansı direnişin moral desteği sayesinde biz Pontoslular küllerimizden yeniden doğduk. 2.800 yıllık bir medeniyetin evlatları olarak sessizliğe mahkûm edilmeyi reddediyoruz. Varız, direniyoruz ve geri dönüyoruz.

2016 baharında, soykırımın planlandığı Ankara’da, dostlarımızın desteğiyle düzenlediğimiz Pontos Soykırımı Konferansı, neredeyse yüzyıl sonra attığımız en güçlü “Varız!” haykırışı oldu. Her şeyin bittiği sanıldığı bir dönemde köklerimizden yeniden filiz verdik. Bu, sadece bir konferans değil; soykırıma karşı tarihimizin en anlamlı diriliş manifestosuydu.

Sizler, Pontos’tan zorla koparıldıktan sonra da kültürümüze, dilimize ve kimliğimize sımsıkı sarılarak Pontos’un sesi oldunuz. Yunanistan’da, dünyanın dört bir yanında köklerimizi kurumadan suladınız. Sizlere minnettarız. Bugün burada yeşeren filizler, büyük ölçüde sizin emeklerinizin ürünüdür. Bundan sonra da omuz omuza yürüyeceğiz.

Bir yandan soykırımcı Türkiye Devleti’yle yüzleşmek için mücadele edeceğiz, diğer yandan dilimizi, kültürümüzü ve varlığımızı kimsenin insafına terk etmeden kendi kurumlarımızı kuracağız. Artık üçüncü ve en kritik aşamaya geçme zamanıdır: Koruduğumuz varlığımızı ve değerlerimizi asıl yuvasına, anavatanımıza taşımak. Pontos topraklarını kanlarıyla sulayan 350 bin şehidimizin ruhlarını ancak bu şekilde rahatlatabiliriz. Çünkü anavatan yoksa, tüm çabalarımızın kalıcı bir anlamı da olmaz. Vatan, kimliğimizin, tarihimizin ve kültürümüzün en büyük kalkanıdır.

Ayasofya’yı davul-zurnayla camiye çevirenlere, Sümela Manastırı’nı halkımıza karşı siyasi şantaj aracı hâline getirenlere, Kıbrıs’ı işgal altında tutanlara, Ege ve Akdeniz’de her gün provokasyon yapanlara ve bugün Kürt kardeşlerimize aynı soykırım politikasını uygulayanlara “yüzleşme” çağrısı yapmıyorum. Onlar bu çağrıyı zaten duymazlar. Onlara tek çağrım var: Yaptıklarınızın bedelini er ya da geç ödeyeceksiniz. Bu mücadele sonuna kadar devam edecektir.

Elbette her şey kötü gitmiyor. Kıbrıs’taki Baf Belediyesi’nin aldığı cesur karar, inancımızı ve umudumuzu daha da güçlendirdi. Soykırımcı Mustafa Kemal Atatürk’ün adını sokaklarından kaldırarak Pontoslu şehidimiz, gazeteci Nikos Kapetanidis’in ismini vermeleri, tam da kararlı duruşumuzun ve vatanseverliğimizin bir göstergesidir. Yunan, Kıbrıs ve Pontos vatanseverliğine rehberlik eden bu tutum, bizlere şunu bir kez daha hatırlatıyor: Soykırımcılarla uzlaşma olmaz. İnsanlık düşmanlarına karşı ancak mücadele verilir.

Asıl çağrım, “Türkiye ile normalleşme” adı altında oportünist politikalar izleyen Yunanistan Devleti’ne ve duyarlı yurtseverleredir. Pontos Soykırımı’nda, Kıbrıs’ta ve anavatanımızın dört bir yanında verdiğimiz şehitleri utandıran bu utanç verici çizgiyi derhal terk edin. Türk soykırımcılığına karşı ulusal bir duruş ve program oluşturun. Çünkü soykırımcıyla normalleşme, teslimiyetten başka bir şey değildir.

Pontoslu bir aktivist olarak yıllardır sığınma talebim Yunan hükümeti tarafından çeşitli bahaneler üretilerek kabul edilmiyor. Aslında kendimden bahsetmek istemiyordum ama bu tavır, teslimiyetçi yaklaşımının bir parçası olduğu için konuşma mecburiyeti hissettim. Senelerdir dosyam neredeyse sümen altı edildi ve tam da Başbakan Mitsotakis ile Erdoğan’ın görüşmesi öncesi raftan indirilerek sığınma talebime ret verildi. Bir taraftan Mustafa Kemal güzellemesi yapanlar, diğer taraftan da yıllardır Pontos için mücadele yürüten bir aktivistin sığınma talebini reddederek adeta soykırımcıların önüne yem gibi atıldı. Bu tavır büyük tepki toplayınca geri adım atmak zorunda kaldılar. Ancak bu durum, yıllardır devam eden teslimiyetçi çizginin müdahale edilmediğinde nereye varacağını göstermesi açısından büyük bir emaredir. Bunu da buraya not düşelim ki neyle karşı karşıya olduğumuzu iyi anlayalım.

Yunanistan’da soykırım inkârını cezalandıran yasa yıllardır mevcuttur; ancak bu yasa neredeyse hiç uygulanmamaktadır. Pontos, Ermeni ve Asur soykırımlarını tanıyan ve inkârını suç sayan bu mevzuat kâğıt üzerinde kalmış, siyasi konjonktür değiştikçe raflara kaldırılmıştır. Mustafa Kemal’in Selanik’teki evi koruma altında tutulurken, soykırım inkârcıları serbestçe konuşmakta, Türk soykırımcılığını övenler ise dokunulmazlık zırhıyla gezmektedir. Peki bu yasa neden uygulanmıyor? Normalleşme uğruna mı feda ediliyor, yoksa içimizdeki teslimiyetçi odaklar tarafından bilinçli bir şekilde etkisiz mi kılınıyor?

Berlin’de Hitler’i öven bir müze açılamaz. Peki Selanik’te, Pontos Soykırımı’nın başlıca faili Mustafa Kemal’in evi nasıl korunabiliyor? Ayasofya camiye çevrilirken, Sümela tehdit unsuru yapılırken, Kıbrıs işgal altında tutulurken “normalleşme” masalları anlatmak düpedüz ihanettir.

Uluslararası güçlere bir konuda teslim oldunuz mu, bu her konuya, her ilişkiye sirayet eder. Biz soykırıma uğramış bir halkız. Bir de soykırım uygulanmaya çalışılan ve tarihi ilişkilerimizin olduğu halklar var; bunların başında da Kürtler geliyor. Kürtlerle kurulan ilişki, bağımsız bir ilişkiden çok, uluslararası güçlerin bizlere izin verdiği kadar olur. Bu teslimiyetçi çizginin yok ettiği ve kötüleştirdiği tüm ilişkilerimizi düzeltmemiz ve geliştirmemiz gerekiyor. Çünkü soykırımcılara karşı ortak bir kaderimiz var. Mücadele hattımızı da bu kader belirlemeli. Teslimiyetçi anlayışı tarihimizden söküp atmalıyız ki, altına imzasını koyduğumuz ayıplarımızla da yüzleşebilelim.

Yoksa içimizdeki Kemalist çizgi ihanet içinde mi?

Ermenistan’da Paşinyan’ın soykırım algısını sorgulayan açıklamaları ve Türkiye’yle “normalleşme” uğruna verdiği tavizler tesadüf değildir. Aynı operasyonun Yunanistan’da da uygulandığını, Başbakan Mitsotakis üzerinden benzer bir çizginin yürütüldüğünü açıkça görüyoruz. “Venizelos ve Atatürk’ün mirasına sahip çıkmak zorundayız” sözleri, basit bir dil sürçmesi değildir. İçimizdeki Kemalistler, dışarıdakilerden çok daha tehlikelidir.

Büyük öğretmenimiz Mihalis Haralambidis’in dediği gibi: “Ben Türkiye’deki Kemalistlerden değil, içimizdeki Kemalistlerden korkuyorum; içimizdeki Kemalistler çok daha tehlikeli.”

Kardeşlerim,

Artık uyanma, birleşme ve harekete geçme zamanıdır. Varlığımızı koruduk, kurumlarımızı kuruyoruz ve en nihayetinde anavatanımıza dönüyoruz. Bu üç aşamayı da başarıyla tamamlamak, soykırımcılara verilecek en büyük tokattır. Ne emperyalist oyunlar, ne içimizdeki teslimiyetçi odaklar, ne de “normalleşme” yalanları bizi yolumuzdan alıkoyabilir.

Sonsöz:

Hafıza silinmez. Pontus ruhlarımızda, dilimizde, tarihimizde ve mücadelelerimizde yaşamaya devam ediyor. 19 Mayıs’ta, Pontus Helenizminin 353.000 masum ruhunu saygıyla ve hüzünle anıyoruz. Canlarımız zulümler, ölüm yürüyüşleri, sürgünler ve katliamlar ile yok edildi. Yaşadığımız soykırımın 107. yılında da unutmuyor, hesap soruyoruz. Tarihî gerçeğin tanınması ve haklılığın yerini bulması için mücadelemize devam ediyoruz.