25 Mart 1821 : Ya Özgürlük Ya Ölüm
Ya Özgürlük Ya Ölüm… Bu sözler sadece tarih değil, hâlâ yaşayan bir çağrıdır. Bugün de geçerli: Ya bu ruhla diriliriz ya da ölürüz.
Yannis Vasilis Yaylalı
25 Mart… Bu tarih, Yunan milletinin yüreğinde sonsuza dek yankılanan bir çığlıktır. Dört yüzyıl süren karanlık esaretin ardından, gözyaşları, kan ve inançla yoğrulmuş bir uyanışın adıdır. 1821’de Osmanlı zincirlerini kırmak için ayağa kalkan Hellenler, “Eleftheria i Thanatos” diye haykırdılar: Ya Özgürlük Ya Ölüm! Bu sözler sadece bir slogan değil; her bir Yunan’ın ruhuna kazınmış, nesiller boyu aktarılan kutsal bir yemin oldu.
Alexander Ypsilantis : Zamanı Geldi, Ey Helenler !
Devrimin kıvılcımı, Alexander Ypsilantis’in Prut Nehri’ni geçişiyle parladı. Iasi’de ilan ettiği manifestoda şöyle haykırdı: “Zaman geldi, ey Hellenler! Avrupa halkları kendi hakları için mücadele ederken bizi de örnek almaya davet etti. Atalarımızın onlara yaptığı iyilikler için minnettar olan aydınlanmış Avrupa, Yunanistan’ın kurtuluşunu istiyor. Cesur ve yüce Yunanlar, birleşin!” Bu çağrı, kölelikten özgürlüğe uzanan yolun ilk adımıydı; umutla, acıyla ve kararlılıkla dolu bir davet.
Kardeşi Dimitrios Ypsilantis ise cephede, yüreğiyle liderlik etti; ilk düzenli orduyu kurma çabalarıyla devrimin omurgasını güçlendirdi.
Kolokotronis: “Tanrı Yunanistan’ın özgürlüğünü imzaladı ve imzasını geri almayacak.”
Peloponnese’nin dağlarında ise efsanevi Theodoros Kolokotronis yükseldi. Eski bir klepht, savaşın en büyük dehası, milletin babası… Onun sözleri hâlâ tüyleri diken diken eder: “Tanrı Yunanistan’ın özgürlüğünü imzaladı ve imzasını geri almayacak.” (Θεός υπέγραψε την ελευθερία της Ελλάδας και δεν θα πάρει πίσω την υπογραφή Του.) Bu inanç, en karanlık anlarda bile ışık oldu. Başka bir sözünde ise şöyle dedi: “Silahlarımızı aldığımızda önce Hıristiyan inancımız için, sonra ulusumuz için dedik.” Ve teslim olanlara karşı haykırışı: “Teslim olanlara ateş ve balta!” Kolokotronis, Yunan ruhunun yenilmezliğini somutlaştırdı; “Irkımız defalarca çarmıha gerildi, ama işte hâlâ buradayız, yaşıyoruz.” diyerek direnişin ebedi gücünü haykırdı.
Germanos : Ya Özgürlük Ya Ölüm
25 Mart, tesadüfen değil; bilinçli bir mucizeyle Müjde Bayramı’na (Evangelismos) denk geldi. Agia Lavra Manastırı’nda Piskopos Germanos’un elinde yükselen bayrak, “Ya Özgürlük Ya Ölüm” çığlığıyla kutsandı. Din ve vatan, birleşti; gözyaşları dua oldu, silahlar haç oldu.
1821-1829 arası kanla yazılan destan, büyük kayıplara rağmen zaferle taçlandı. Avrupa’nın büyük güçleri (İngiltere, Fransa, Rusya) sonunda Yunan’ın sesini duydu; 1830 Londra Protokolü’yle modern Yunan devleti doğdu.
Bugün, her 25 Mart’ta Atina sokakları gözyaşı ve gururla dolar. Askeri geçitler, çocuk sesleri, bayraklar dalgalanır. Kiliselerde mumlar yanar, evlerde aileler bir araya gelir. Çünkü 25 Mart sadece bir bayram değil; yeniden doğuşun, onurun, kimliğin kutlamasıdır.
O kahramanlar – Ypsilantis kardeşler, Kolokotronis, Bouboulina, Karaiskakis – bize şunu öğretti: Bir millet, yüreğinde özgürlük aşkı varsa, hiçbir zincir tutsak edemez. Onların fedakârlığı, acısı, inancı hâlâ yaşıyor; her Yunan çocuğunun gözlerinde, her bayrak dalgasında, her “Eleftheria” haykırışında.
Ya Özgürlük Ya Ölüm
Ya Özgürlük Ya Ölüm… Bu kutsal çığlık, dün olduğu gibi bugün de yüreklerimizi titretiyor ve yolumuza ışık tutuyor. Dört yüzyıl esaretten doğan bu ateş, 1821’de Filiki Eteria’nın manifestosunda, Kolokotronis’in dağlardaki haykırışlarında, Papa Germanos’un Agia Lavra’da kaldırdığı bayrakta somutlaştı. O günlerde Hellenler, zincirleri kırmak için her şeyi göze aldı; çünkü özgürlük, ölümden daha değerliydi.
Bugün ise aynı ruhu kaybetmiş gibiyiz. Yaşadığımız derin krizler – ekonomik çöküş, toplumsal yozlaşma, bağımsızlık duygusunun erozyonu – tam da devrimin ilkelerine sırt çevirdiğimiz, oportünist politikaların pençesine düştüğümüz için başımıza geliyor. Kısa vadeli çıkarlar uğruna ulusal onurumuzu, egemenliğimizi ve demokrasimizi feda ettik. Yunanistan’ı üçüncü dünya ülkesi seviyesine indiren bu pragmatist yaklaşımlar, halkın alın terini, geleceğini ve gururunu hiçe saydı.
Ama her şeyimizi yitirmedik! Hâlâ bir çıkış yolu, hâlâ bir umut var. O çıkış, radikal bir uyanışla mümkün. 1821’in devrimci ruhunu, o ateşli inancı, şehitlerin kanıyla yazılan felsefeyi yeniden canlandırmalıyız. Aşağıdan yukarıya, halkın gücüyle, bağımsızlık savaşının o saf kararlılığıyla ayağa kalkmalıyız. Oportünizmi terk edip, devrim şehitlerine ve ilkelerine sadakatle hareket edersek; Yunanistan’ı yeniden özgürlüğüne, gerçek egemenliğine ve halkçı demokrasisine kavuşturabiliriz.
Ya Özgürlük Ya Ölüm… Bu sözler sadece tarih değil, hâlâ yaşayan bir çağrıdır. Bugün de geçerli: Ya bu ruhla diriliriz ya da ölürüz.