‘Önder Apo ile görüşme kararı Kürt sorununda yeni sürecin başlangıcı olmalı’

KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’da Önder Apo görüşme kararını, “Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için atılması gereken zorunlu bir adım” olarak değerlendirdi ve bu görüşmenin, Önder Apo’nun başmüzakereci rolünün tanınacağı yeni bir sürecin başlangıcı olması gerektiğini vurguladı.

Medya Haber televizyonuna konuşan Karasu, Önder Apo ile görüşme kararının Önder Apo’nun yıllardır dile getirdiği bir ihtiyaç olduğunu hatırlatarak, “Önderlik, neden isyan ettik, neden mücadele ettik ve bundan sonra nasıl kardeşçe yaşanacak, bunu Türkiye halklarına anlatmak istiyor” dedi.

Karasu, şimdiye kadar devlet ve çeşitli heyetlerin birçok kesimle görüştüğünü ancak Kürt halkının “baş müzakerecisi ve önderi” olarak kabul ettiği Önder Apo ile  yapılacak görüşme olmadan hiçbir girişimin Kürt gerçekliğini temsil edemeyeceğini belirtti. Görüşmenin ardından eski dönemin tekrarlanamayacağını söyleyen Karasu, somut adımların atılması gerektiğinin altını çizerek, özellikle Önder Apo’nun  özgür ve sağlıklı çalışabileceği koşulların sağlanması, silahların bırakılması ve PKK’nin feshi süreciyle birlikte dile getirilen geçiş yasalarının ve demokratik siyaset alanını güvenceye alacak özgürlük yasalarının acilen gündeme alınması çağrısında bulundu.

Karasu, “Türkiye’nin yüzyılının yarısı savaşla geçti, şimdi bu görüşme Türkiye halkları için büyük bir fırsattır; ayağındaki bu bağdan kurtulmak için devletin ve meclisin bu sürece taktik değil, ciddi ve çözüm odaklı yaklaşması gerekiyor” şeklinde konuştu.

 

Mustafa Karasu’nun değerlendirmeleri şu şekilde: “PKK’nin 47’inci kuruluş yıldönümü vesilesiyle PKK’nin kurucusu olan Önder Apo’yu selamlıyorum. Şehitleri de saygı ve minnetle anıyorum. PKK’nin 50 yıllık mücadelesini bugünlere getiren Önder Apo ve Önder Apo’nun izinde yürüyen, mücadele eden şehitlerimizdir. Yine gazilerimizdir. Tabii ki halkımız da bu 50 yılda hep PKK’yi destekledi, PKK’nin arkasında oldu, PKK’nin öncülük ettiği mücadeleye katıldı. Halkımızın da parti bayramını bu yıldönümünde kutluyorum.

 

PKK, Kürt ve Kürdistan tarihinde gerçekten bir dönüm noktasıdır. Kürt ve Kürdistan tarihinin en anlamlı yıllarıdır. Bu 50 yıl Kürdistan tarihinde 100 yıllara bedel bir gelişme, dinamizm ortaya çıkarmıştır. Bu 50 yıl bir yönüyle Kürt toplum gerçeğini yeniden yaratmıştır. Kürtlere çok önemli değerler katmıştır. PKK’nin yürüttüğü, öncülük ettiği mücadelenin en önemli özelliği, Kürtlere yeni değerler, özgürlükçü değerler, demokratik değerler, hak, hukuk, yani insani değerler, kadın özgürlük çizgisi, ekolojik hassasiyet… Bunlar PKK tarafından Kürt halkına kazandırılmıştır. Şöyle söyleyebiliriz, 50 yıl önceki Kürt halkıyla bugünkü Kürt halkı bir değildir, değişmiştir. Çok değişime uğramıştır. Büyük bir dinamizm yaşayarak, düşüncede değişmiş, davranışta değişmiş, yeni bir Kürt kimliği ortaya çıkmıştır. Kuşkusuz bu, binlerce yıla dayanan Kürt varlığının üzerinde şekillenmiştir. Bu yönüyle bu 50 yıl gerçekten de büyük araştırma, incelemeye değerdir. Kürtlere ne kattı? Bunların çok iyi araştırılması, incelenmesi ortaya konulması gerekir. 50 yıl diyoruz, Mahabad Kürt Cumhuriyeti deniyor, 6 aylık bir ömrü var, Kürt isyanları deniliyor, çeşitli Kürt direnişleri var. Ömürleri 6 aydır, 1 yıldır. PKK ise 50 yıldır direniyor. Büyük bir savaş yürüttü, büyük bir mücadele yürüttü. Sadece Türk Devleti’ne karşı değil, bölgesel gericiliğe, uluslararası güçlere, Kürt gericiliğine karşı da büyük mücadele yürüttü. Böyle bir mücadelenin içinde büyük değerler yarattı. Bu açıdan PKK’yi bugün değerlendirirken özellikle neler yarattığının ortaya konulması gerekir. PKK nasıl bir Kürt gerçeği yarattı, Kürt kültürü yarattı, Kürt ahlakı yarattı, Kürt’e moral değerler kazandırdı, ulusal değerler kazandırdı, demokratik değerler kazandırdı? Bunların hepsinin iyi irdelenmesi gerekiyor.

1960’ların sonu, 70’lerin başında Kürt gerçeği ölüm döşeğine yatırılmıştı. Hala bir Kürt gerçekliği vardı ama soykırımcı sömürgecilik altında hem fiziki katliamlar hem kültürel soykırım altında giderek yok oluşa giden bir Kürt gerçekliği vardı. Bu açıdan PKK’nin ortaya çıkışı bir nevi Kürt’ü uçurumdan döndüren ya da uçurum kenarından uçuşa geçiren bir mücadele olmuştur.

 

Bu yönüyle o dönemin koşulları dikkate alındığında böyle bir hareket başlatmak gerçekten kolay değildi. Kürtler kendi gerçeğinden kaçıyordu. Zaten uluslararası alanda Kürtlere bir destek yoktu. Türkiye NATO üyesi olduğu için Türk Devleti’ne her türlü destek veriliyordu. Bu açıdan PKK’nin ortaya çıkışı tarihseldir. Büyük bir cesaret işidir. Büyük barikatlar aşmadır. Etrafındaki çemberi kırmadır. Bunu böyle değerlendirmek gerekiyor.

 

Türkiye’deki sol Kürt sorunlarına doğru yaklaşmıyordu. Kürt grupları da bu yönüyle radikal mücadeleyi geliştirecek konumları yoktu. Reformist, milliyetçi yaklaşımları vardı. Bunların hepsi hareketimizin çıkışında engel olan etkenlerdi. Ama buna rağmen Önder Apo büyük bir cesaretle Kürt’ün varlığına dayanarak bir de özgürlük inancının, özgürlük düşüncesinin geliştirildiğinde her türlü badireyi aşacağı inancıyla bu mücadeleyi başlatmıştır. Bu bakımdan PKK fedai örgütüdür, PKK büyük bedeller vermiştir, fedailik yapmıştır. Bu en başta da önderliğin çıkışıyla bağlantılıdır.

 

PKK MÜCADELESİ KÜRDİSTAN’DAKİ HER KESİMİ ETKİLEDİ

 

O koşullarda bu çıkışı yapmak kolay değildi. Kimse yapamazdı. Önderlik cesaret etti, bu işin içine girdi. Tabii sadece cesaret değil, bir de düşünce gücüyle, ideolojik duruşuyla, politik zekasıyla engelleri aşarak PKK mücadelesini 50 yıldır yürüttü ve bugünlere getirdi. Bu bakımdan bu 50 yılda gerçekten çok büyük mücadele verildi. Bütün baskılara, bütün saldırılara rağmen ayakta kaldı. Bu aynı zamanda sadece PKK’yı güçlendirmedi, hareketimizi güçlendirmedi. Halkımız da ağır saldırılar karşısında ayakta kalarak, ağır saldırılar karşısında yıkılmayarak güçlendi. Aslında Kürt halkı tarihinde ilk defa bu kadar uzun saldırılar altında direnen ve ayakta kalan bir halk gerçekliği ortaya çıkarmıştır. 6 aylık bir direniş değil, 4-5 kuşak denilebilir ki bu mücadele içinde büyümüştür. Şu anda Kürdistan’daki hemen hemen herkes bu mücadeleyi görerek, bu mücadelenin yarattığı değerlerle tanışarak büyümüştür. Bunu böyle görmek gerekiyor. Böylelikle yeni bir kültür yaratıldı, yeni bir mücadele kültürü ortaya çıktı. 6 aylık değil, 1 yıllık değil, 10 yıllık değil, onlarca yıllık bir mücadelenin yarattığı bir toplumsal gerçeklik var, bir siyasal gerçeklik var, bir kültür var. Bu bakımdan, kültürel soykırımdan kültürel bir uyanış ortaya çıktı. Evet, soykırımcı sömürgecilik devam etti. Özellikle kültürel soykırımın her türlü araçları uygulandı. Ama Kürtler, herkes kendi kimliğinin bilincine vardı. Kürt kimliği sadece bir otantik doğuştan gelen bir kimlikten öte, bir bilinçli kimlik sahiplenme durumu ortaya çıktı.

Bugün AKP’lisinin de çoğunluğu biz Kürt’üz diyor, Kürtlüğüne sahipleniyor, sahiplenmeye çalışıyor. Peki o Kürtlük sahiplenmesi yeterli midir Kürt halkının özgürlüğü için? Yeterli değil. Ama mücadelemiz o kesimi de etkilemiştir. Yani Kürdistan’daki her kesimi etkilemiş, Kürt gerçeğinin farkına varmasını sağlamıştır.

Kuşkusuz hala Kürtlüğünü kabul etmeyenler, varlığıyla Kürt karşıtı konumu yaşayanlar, Kürtlere zarar verenler, Kürtlüğün içinde ağacın kurdu olanlar, ihanet içinde olanlar bunlar var. Ama çok dinamik bir Kürt gerçekliği var. Şu anda bir Kürt iklimi var yani. Bakur’uyla, Başûr’uyla, Rojava’sıyla, Rojhilat’ıyla, yurt dışıyla bir Kürt gerçekliği ortaya çıkarıldı, bir Kürt iklimi ortaya çıkarıldı.

Eğer bugün Rojava’da bir Kürt halkının mücadelesi varsa, Bakur’da büyük bir mücadele ortaya çıktı zaten, Başûr’da belli kazanımlardan söyleniyor. Rojhilat halkı da dinamiktir. Bütün bunlar bu mücadelenin sonucudur. Böyle bir iklim yaratmak, dört parçada dünyada böyle bir iklim ortamı yaratmak çok büyük bir iştir. Çok muazzam bir sonuçtur. Her değer bununla yaşayacak, bununla ayakta kalacak. Bundan sonraki mücadele de bu iklime dayanarak, bu ortama dayanarak, bu değerlere dayanarak gelişecek. PKK’nin yarattığı böyle bir gerçeklik var.

Kürtler eskiden Orta Doğu’da geri bir halk olarak görülürdü. Kürtlerin geriliğine, düşüncesizliğine ve benzeri diyelim güya birçok hikaye uydurulmuştur. Yani burada sıralasam onlarca böyle Kürt’le alay eden, Kürt’ü küçümseyen, Kürt’ü önemsizleştiren bir kültür oluşmuş Orta Doğu’da. Şimdi öyle midir? Şimdi PKK’nin yürüttüğü özgürlük mücadelesiyle şu anda Kürtler Orta Doğu’nun en aydınlanmış toplumudur. Şu anda demokrasi çağı, demokratik bilinci en yüksek toplum Kürtlerdir.

Kadın özgürlüğü… İlk toplumu yaratan, insanlığı yaratan kadın Orta Doğu’da gerçekten büyük bir baskı altına alınmış, Orta Doğu toplumunu yaratan kadın çok geri bir duruma düşürülmüştür. Ama bugün Önderliğin düşünceleri doğrultusunda Kürt kadını sadece Orta Doğu’nun değil dünyanın en özgür düşünceli kadın gerçeği haline gelmiştir. Yani Kürt’ün nereden nereye geldiğinin ifadesidir bunlar. Bunu dünyada herkes kabul ediyor. Sadece Türkiye kabul etmiyor. Kürtler üzerinde egemenlik kuranlar kabul etmiyor. Yoksa dünya genelinde Kürt’ün imajı çok değişmiştir.  Ve öte yandan Kürt’ün Orta Doğu’daki siyasi gücü de çok etkili hale gelmiştir.

Bugün AKP’lisinin de çoğunluğu biz Kürt’üz diyor, Kürtlüğüne sahipleniyor, sahiplenmeye çalışıyor. Peki o Kürtlük sahiplenmesi yeterli midir Kürt halkının özgürlüğü için? Yeterli değil. Ama mücadelemiz o kesimi de etkilemiştir. Yani Kürdistan’daki her kesimi etkilemiş, Kürt gerçeğinin farkına varmasını sağlamıştır.

Kuşkusuz hala Kürtlüğünü kabul etmeyenler, varlığıyla Kürt karşıtı konumu yaşayanlar, Kürtlere zarar verenler, Kürtlüğün içinde ağacın kurdu olanlar, ihanet içinde olanlar bunlar var. Ama çok dinamik bir Kürt gerçekliği var. Şu anda bir Kürt iklimi var yani. Bakur’uyla, Başûr’uyla, Rojava’sıyla, Rojhilat’ıyla, yurt dışıyla bir Kürt gerçekliği ortaya çıkarıldı, bir Kürt iklimi ortaya çıkarıldı.

Eğer bugün Rojava’da bir Kürt halkının mücadelesi varsa, Bakur’da büyük bir mücadele ortaya çıktı zaten, Başûr’da belli kazanımlardan söyleniyor. Rojhilat halkı da dinamiktir. Bütün bunlar bu mücadelenin sonucudur. Böyle bir iklim yaratmak, dört parçada dünyada böyle bir iklim ortamı yaratmak çok büyük bir iştir. Çok muazzam bir sonuçtur. Her değer bununla yaşayacak, bununla ayakta kalacak. Bundan sonraki mücadele de bu iklime dayanarak, bu ortama dayanarak, bu değerlere dayanarak gelişecek. PKK’nin yarattığı böyle bir gerçeklik var.

Kürtler eskiden Orta Doğu’da geri bir halk olarak görülürdü. Kürtlerin geriliğine, düşüncesizliğine ve benzeri diyelim güya birçok hikaye uydurulmuştur. Yani burada sıralasam onlarca böyle Kürt’le alay eden, Kürt’ü küçümseyen, Kürt’ü önemsizleştiren bir kültür oluşmuş Orta Doğu’da. Şimdi öyle midir? Şimdi PKK’nin yürüttüğü özgürlük mücadelesiyle şu anda Kürtler Orta Doğu’nun en aydınlanmış toplumudur. Şu anda demokrasi çağı, demokratik bilinci en yüksek toplum Kürtlerdir.

Kadın özgürlüğü… İlk toplumu yaratan, insanlığı yaratan kadın Orta Doğu’da gerçekten büyük bir baskı altına alınmış, Orta Doğu toplumunu yaratan kadın çok geri bir duruma düşürülmüştür. Ama bugün Önderliğin düşünceleri doğrultusunda Kürt kadını sadece Orta Doğu’nun değil dünyanın en özgür düşünceli kadın gerçeği haline gelmiştir. Yani Kürt’ün nereden nereye geldiğinin ifadesidir bunlar. Bunu dünyada herkes kabul ediyor. Sadece Türkiye kabul etmiyor. Kürtler üzerinde egemenlik kuranlar kabul etmiyor. Yoksa dünya genelinde Kürt’ün imajı çok değişmiştir.  Ve öte yandan Kürt’ün Orta Doğu’daki siyasi gücü de çok etkili hale gelmiştir.

demokratik devrimi yaratarak demokraside öncü haline geldiler, özgürlükte öncü haline geldiler, kadın konusunda öncü haline geldiler. Öte yandan tabii ki PKK’nın sosyalist mücadeleye, toplumcu mücadeleye, antikapitalist mücadeleye, bu hegemonik güçlere karşı mücadele konusunda da Orta Doğu halklarına, dünya halklarına çok örnek oldu. PKK’nin olmadığı, PKK’nin 50 yıllık mücadelesinin olmadığı bir Orta Doğu, karanlık bir Orta Doğu olurdu. Kapkaranlık olurdu. Bugün farklı bir Orta Doğu yaşardık. Ama bu 50 yıllık mücadele çok şey değiştirdi. Irak’ta da değiştirdi, Suriye’de değiştirdi, İran’da da, Türkiye’de değiştirdi, bütün Orta Doğu da değişti.

Bu açıdan PKK’yi yıldönümünde anarken özellikle PKK ne yarattı, ne değerler ortaya çıkardı, bunun görülmesi, anlaşılması gerekiyor. 47. yıldönümünde yeniden tüm halkımızın parti bayramını, bu direniş yıldönümünü kutluyorum. Şehitleri saygı ve minnetle anıyorum.

Yani o yönde yaklaşımları da vardı. Ama onlara başından beri aslında çok katı bir yaklaşım olmadı. Hep böyle halkların kardeşliğini demokratik ortamda olduğu biçimde çözdü. Şimdi zaten ideolojik olarak reel sosyalizmi bıraktık. Onun devlet anlayışını bıraktık. Devletle sosyalizm olmayacağını, sosyalistlerin devletçi olamayacağını ortaya koyduk. Şimdi yeni bir mücadele dönemine girdik. Artık halkımız PKK’yi tabii yıldönümlerde her zaman kutlamalıdır. Bir parti bayramıdır, bir direniş bayramıdır. Dirilişi de varlığı da bu gerçekleştirdi. Bunu anmadan, PKK’nin bu elli yıllık yürüttüğü mücadele bilincini kavramadan, bu mücadeleye öncülük eden önderlik gerçeğini, PKK gerçeğini anlamadan, Kürtler geleceğe sağlıkla bakamazlar, geleceği kuramazlar. Özgürlüğe ve demokratik yaşama kavuşamazlar. Bu bakımdan bu parti yıldönümünde her yerde kutlamalar olmalıdır. Herkes her yerde tartışarak PKK ne yarattı, bize ne verdi, hangi değerleri yarattı, bunun için bilincine varmamız gerekir diyerek kutlamaları bu çerçevede yapmaları gerekir. Her yıl kutlanması, PKK’nin yarattığı değerlerinin daha bilincine varma, derinliğine varma ve böylelikle geleceği kazanma çabası yaklaşımı içinde olunması gerekir.

KADINA KARŞI ŞİDDETE KARŞI OLUNMADAN DEVRİMCİ SOSYALİST OLUNAMAZ

 

Şiddete maruz kalan ve katledilen Mirabal kardeşleri ve tüm kadınları minnetle ve saygıyla anıyorum. Kadın mücadelesi insanlık mücadelesidir. Kadın mücadelesi özgürlük mücadelesidir. Kadın mücadelesi demokrasi mücadelesidir. Kadın mücadelesi toplumu var etme mücadelesidir. Kadın mücadelesi tüm insanlık değerleri sahiplenme mücadelesidir. Bu bakımdan kadına yönelik şiddet aslında insanlığa saldırıdır, topluma saldırıdır, özgürlüğe saldırıdır. Bütün olumlu değerlere saldırıdır. Bunu böyle görmek gerekir.

 

Kadın toplumu var eden en temel cinstir. Bu bakımdan insanlığı var eden, toplumu var eden kök hücremizi, kadın olarak gördüğümüzde kadına yönelik saldırıyı sadece bir kadına yönelik şiddet uygulaması değildir. Ya da sadece kadın cinsine yönelik bir saldırı değildir. Bütün topluma, insanlığa, herkese saldırıdır. Bir kadına saldırıyı herkes, dünyada 7 milyar insan var, kendine saldırı olarak görmelidir. Böyle görmeyen kendini tanımamış olur. Kendini tanımaktan uzaktır. İnsanın ne olduğunu, toplumun ne olduğunu anlamamaktır. Bu bakımdan kadına şiddete karşı çıkmak çok önemli bir tutumdur.

Kadına şiddete karşı çıkmadan, kadına yönelik şiddete karşı bilinçli bir tutum almadan, hiç kimse özgürlükçü, demokrat, sosyalist olamaz. Bu kadar önemli bir konudur. Kadına el kaldırmak, insanlığa el kaldırmaktır. Herhangi bir kadına değil bütün herkese el kaldırmaktır. Yani kadına el kaldırmak, o kişinin de kendisini vurmasıdır.

Bu bakımdan kadın konusunu tabii çok iyi anlamak gerekiyor. Bu konuda Önder Apo gerçekten tarihi bir çıkış yaptı, hamle yaptı. Kadın gerçeğini derinliğine açığa çıkardı. Kadınların önüne koydu, insanların önüne koydu. Tam bir kutsal çalışmadır. Tarihin en kutsal çalışmalarından biri Önder Apo’nun kadın özgürlük çıkışıdır, kadın özgürlüğü için yaptığı değerlendirme çalışmalardır. Çok çok önemlidir. Bunun değeri ileride daha da anlaşılacak.

 

Hala kadın özgürlük çizgisini anlamayanlar var. Sosyalistler bile tam anlamamış. Demokratlar bile tam anlamamış. Kadın özgürlüğünü anlamak, gerçek sosyalist olmak, gerçek demokrat, gerçek özgürlükçü olmaktır. Oradan geçer yani. Bunu böyle belirtmek, vurgulamak gerekiyor. Bu kesindir.

 

Şimdi kadına şiddet… Yani kadına şiddet uygulamak özellikle günümüzde ne anlama gelir? Kadın ayağa kalktı, kadının güçlenmesinden korku var. Kadının güçlenmesinden korku sadece bir erkeğin korkusu değil. Bir sistem korkusudur. Bu egemenlikçi sistemin, kapitalist sistemin, kapitalist modernist sistemin, devletçi sistemin korkusudur. Kadın güçlendiği takdirde, kadının güçlenmesi, kadın özgürlüğü, genel özgürlük demek, genel demokrasi demektir. Bu da kapitalizmin köküne, devletçiliğin köküne çifte suyu dökmektir. Bu açıdan kadının özgürleşme mücadelesine karşı sistemsel bir saldırı var. Devletlerce saldırı var. Eskisi gibi kaba değil, çok ince saldırılar yürütüyorlar. Her türlü yöntemler. Kadının güçlenmesinden korkuyorlar tabii. Erkeklerde kadın güçlendiği takdirde o binlerce yıllık genlerine işlemiş erkek egemenlik anlayışı yıkılacağını görüyorlar. Egemenlik kompleksi var erkeklerde, bütün erkeklerde var. Binlerce yıl içinde bu yaratılmış. Bu bir kişilerin şu özelliği bu özelliğiyle bağlantılı değil. Şu an adam doğmayla bağlantılı değil, şurada büyümeyle bağlantılı değil. Binlerce yıllık o tarih, insanlık tarihi, toplum tarihi içinde genlerine işlemiştir erkek egemenlik zihniyet. Egemenlik kompleksi vardır yani. Bu nedenle kadınların özgürleşmesini o egemenlik kompleksine saldırı olarak görüyorlar. Kendilerinin bir şey kaybedeceğini sanıyorlar.

 

O kompleks, kof kompleks, kof egemenlik anlayışı. Bu yönüyle kadın üzerindeki şiddete çıkmak gerekir. Kadına yönelik şiddet çok yönlüdür. Kadına yönelik şiddet binbir suratla ortaya çıkar, çok yönlüdür. Sadece bir fiziki dövme, sadece öldürme değil, o da var. Gerçekten rahatlıkla öldürebiliyor yani. Kaç tane erkek kadın öldürmüş? Ne kadar kadın erkeği öldürmüş? Karşılaştırılsın. Niye erkekler bin kat daha fazla veya on bin kat daha fazla böyle kadınları öldürüyorlar? Kadınlar niye böyle bir şey yapmıyor? Bunun sorgulanması gerekiyor.

Devamını okumak için tıklayınız