Yunanistan Cumhurbaşkanı Konstantinos Tasoulas’a açık mektubum

Sayın Konstantinos Tasoulas
Yunanistan Cumhurbaşkanı

Sayın Cumhurbaşkanı,

Ben, Pontos kökenli bir gazeteci ve insan hakları aktivistiyim. Ailemin kökleri Pontos’a uzanmaktadır. Tarih boyunca yaşanan soykırım, zorunlu göçler, nüfus mübadelesi ve sistematik asimilasyon politikaları nedeniyle ailem Türkiye’de geride bırakılmış, kimliğini gizlemek zorunda kalarak varlığını sürdürmeye çalışmıştır. Ben de geride bırakılan on binlerce Pontoslu çocuğun torunlarından biriyim. Gerçek kimliğimi ve aile tarihimi ancak yıllar sonra öğrenebildim ve bugün bu mirası onurla taşıyorum.

Köklerimle yeniden buluştuktan sonra yalnızca Pontos Rumlarının hakları için değil, aynı zamanda Süryani, Ermeni ve Kürt halklarının maruz kaldığı insan hakları ihlallerine karşı da mücadele ettim. Gazetecilik faaliyetlerim ve insan hakları çalışmalarım kapsamında tarihsel adaletin sağlanması, soykırımların tanınması ve azınlık haklarının korunmasına ilişkin çok sayıda makale kaleme aldım.

Türkiye’de son tutuklanmama yol açan süreç de Pontos Soykırımı ile Ermeni Soykırımı’nın anılmasına ilişkin yazdığım bir makaleyle başlamıştır. Bu yazıyı, 28 Aralık 2011 tarihinde Roboski’de çoğunluğu çocuk 34 Kürt sivilin yaşamını yitirdiği yerde kaleme almam, benim için tarihsel hafızaya ve insanlık vicdanına karşı duyduğum sorumluluğun bir ifadesiydi.

Yaklaşık yedi yıldır Yunanistan’da uluslararası koruma başvurum sonuçlandırılmamıştır. Bunun yanında hakkımda savaş suçu isnadı ileri sürülmektedir. Oysa ben, Türkiye’de zorunlu askerlik hizmeti nedeniyle silahlı kuvvetlere katılmak zorunda bırakılmış bir kişiyim. Görev yaptığım dönemde tanıklık ettiğim ağır insan hakları ihlallerini daha sonra kamuoyuyla paylaşmış, barış ve adalet çağrısında bulunmuş bir insan hakları savunucusuyum. Bu nedenle mağdur konumunda bulunan bir kişinin savaş suçlusu olarak değerlendirilmesi benim açımdan son derece ağır ve anlaşılması güç bir durumdur.

Geride bırakılan Pontos kökenli çocukların önemli bir bölümü yıllar boyunca sistematik asimilasyon politikalarına maruz bırakılmış; kimliklerinden koparılarak devletin askerî ve güvenlik kurumlarına yönlendirilmiştir. Ben de bu tarihsel politikanın mağdurlarından biriyim. Bugün yaşadığım mağduriyetin göz ardı edilmesi ve suçlu muamelesi görmem, derin bir adaletsizlik duygusu yaratmaktadır.

Gazeteci ve insan hakları savunucusu olarak Pontos Rum Soykırımı’nın uluslararası alanda tanınması, gizli Rumların kimlik hakları ve Türkiye’deki azınlıklara yönelik hak ihlalleri konusunda yürüttüğüm çalışmalar nedeniyle Türkiye’de sistematik baskılara maruz kaldım. İfade özgürlüğümü kullandığım için hakkımda soruşturmalar açıldı, tutuklandım ve yargılandım.

Bugün de Türkiye’de tarihsel soykırımların inkârı, Pontos kökenli insanlar ve gizli Rumlar üzerindeki baskılar ile insan hakları savunucularının hedef gösterilmesi devam etmektedir. Türkiye’ye geri gönderilmem hâlinde özgürlüğümün, güvenliğimin ve fiziksel bütünlüğümün ciddi tehlike altında olacağına inanıyorum.

Bu durum, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 1951 Cenevre Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi başta olmak üzere uluslararası insan hakları hukukunun temel ilkeleri ile Yunanistan’ın ulusal hukukundan doğan koruma yükümlülükleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir meseledir.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Yunanistan benim için yalnızca sığındığım bir ülke değildir; aynı zamanda atalarımın tarihsel vatanıdır. Keşke hayat beni buraya sığınmak zorunda bırakmasaydı da ata topraklarımı özgür bir insan olarak ziyaret edebilseydim.

İnsan ya da bir halk yalnızca kurşunla öldürülmez. Bir insanı tarihinden, kültüründen, dilinden ve kolektif hafızasından koparırsanız, onu başka bir şekilde de öldürmüş olursunuz. Sosyolojide bu durum zaman zaman “beyaz ölüm” metaforuyla ifade edilmektedir. Yüzyıl önce halkımızın yaşadığı soykırım, katliam ve zorunlu tehcir sırasında yalnızca yakınlarımız öldürülmedi; geride kalanlar da kimliklerinden koparılarak sessiz bir yok oluşa mahkûm edildi.

Eğer bu tarihsel zorunluluk yaşanmamış olsaydı, bugün buraya sığınmacı olarak değil; tarihimle, kültürümle, dilimle ve kimliğimle yeniden buluşmak için gelmiş olurdum. Çünkü hayat yalnızca yaşamak değildir. Bir insanı ayakta tutan geçmişi, kültürü, dili, folkloru ve ait olduğu toplumsal hafızadır. Ben de ekmekten ve sudan daha fazla ihtiyaç duyduğum bu ruhu, atalarımdan miras kalan Yunan kültürel kimliğimi yeniden yaşayabilmek için burada olurdum.

Biz geride bırakılan Pontos kökenli insanların yaşadığı acıların görmezden gelinmesi ve kimi zaman bize sanki bir tehditmişiz gibi yaklaşılması beni derinden üzmektedir. Oysa benim mücadelem hiçbir halka karşı değildir. Benim mücadelem, tarih boyunca halkımıza büyük acılar yaşatan ve bugün de insan hakları savunucularını baskı altında tutan politikalara karşı yürüttüğüm barışçıl ve hukuki bir mücadeledir.

Bununla birlikte, son yıllarda Yunanistan ile Türkiye arasındaki siyasi yakınlaşmanın, benim gibi zulüm görmüş Pontos kökenli kişilerin uluslararası koruma süreçlerini olumsuz etkilediğini kaygıyla gözlemlemekteyim. Tarihsel gerçekleri savunan kişilerin başvurularının gecikmesi veya reddedilmesi ve Türkiye’ye geri gönderilme riskiyle karşı karşıya bırakılması, hem tarihsel hafızaya hem de Yunanistan’ın insan hakları alanındaki uluslararası sorumluluklarına uygun düşmemektedir.

Bu nedenlerle, zatıâlinizden saygıyla aşağıdaki hususların değerlendirilmesini arz ediyorum:

Pontos kökenli bir gazeteci ve insan hakları aktivisti olarak, yedi yıldır sonuçlandırılmayan uluslararası koruma başvurumun Yunanistan’ın ulusal hukuku ve uluslararası yükümlülükleri çerçevesinde adil ve olumlu şekilde değerlendirilmesine destek olunması,

Hakkımda ileri sürülen savaş suçu isnadının hukuki gerçekler ışığında yeniden değerlendirilmesi,

Türkiye’ye geri gönderilmeyeceğime ilişkin güvencenin sağlanması,

Benim ve benim gibi geride bırakılmış Pontos kökenli kişilerin tarihsel bağları ve temel insan hakları gözetilerek korunmalarına yönelik gerekli hassasiyetin gösterilmesi.

Bu başvuru yalnızca şahsıma ilişkin değildir. Aynı zamanda insan onuruna, hukukun üstünlüğüne, evrensel insan haklarına ve ortak tarihsel hafızamıza duyulan saygının da bir ifadesidir.

Atalarımın vatanında özgür, güvenli ve onurlu bir yaşam sürme hakkımın korunacağına olan inancımla, başvurumu saygıyla bilgilerinize sunuyorum.

Saygılarımla,

Yannis Vasilis Yaylalı
Pontos kökenli Gazeteci ve İnsan Hakları Aktivisti