Dünyayı tanımanın ve bilmenin yetmediğine, değiştirmek için mücadele de etmek gerektiğine tüm kalbiyle inanan ve bunu tüm samimiyetiyle yerine getirmeye çalışan biriydi.
Ninnisinde büyüdüğü Karadeniz’in hırçın dalgaları öyle bir savurmuştu ki onu Kürdistan’ın yoksul kıraç topraklarına, son nefesine kadar bir daha söküp atmak mümkün olmamıştı oradan. Yaşamı boyunca hep en çok gadre uğrayan, en fazla ezilen insanların özgürlük davasının yanında belirledi safını. Kısa sürede öyle bir aşama kaydetti ki; Kürdistan devrimci gençliğini en derinden etkileyen ses, en derin iz bırakan devrimcilerden biri oldu Kemal Pir.
O da Denizler, Mahirler, İbolar gibi üniversite gençliğinin antifaşist mücadelesi ile atılır kavgaya. O günlerde, Ankara’ya, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne kayıt yaptırmak için geldiğinde birçokları gibi Kürtlerin varlığından haberi bile yoktur aslında. Ankara Yüksek Öğrenim Derneği çalışmaları içindeyken tanışır onlarla ve o andan sonra da bir daha aynı olmaz hayatı. O artık yüzünü Kürdistan’a çevirmişti. Hayatının en mutlu anıdır ve o günden sonra 68 kuşağının devrimci önderlerinin savunduğu ideallere ve taşıdıkları değerlere son nefesine kadar bağlı kalarak atılır bu kavgaya. Yaşamı ve eylemiyle özgün bir devrimci kişilik olarak atıldığı bu mücadelede, devlet nezdinde hem “Kürt” hem de “devrimci” olma suçunu işleyerek girdiği “çifte sakıncalılar’’ listesinde hep en üst sıralarda yer alır adı.
Kısacık yaşamına üç ağır işkence ve üç tutuklanma sığdırır. Her gözaltına alındığında, her işkencede, İbrahim Kaypakkaya yoldaşın ‘Ser verip sır vermeme’ geleneğine bağlı kalır. Düşmana en küçük örgütsel bilgi vermez. Bu da yetmez, ilk iki tutukluluğunu da “Vız gelir bu duvarlarınız bize vız” diyerek iki muhteşem firar ile sonlandırarak düşmana ayrı bir darbe vurur.
Üçüncü ve son tutuklanması Diyarbakır 5 Nolu’da son bulur. O, devrimci bir komutan olarak hep en önde, hep en ön saflarda durur. Diyarbakır’da, Mehmet Hayri Durmuş arkadaşın başlattığı ‘Büyük Ölüm Orucu’ eylemine tereddütsüz katılır
Düşman onu “en tehlikeli kadro” olarak fişlerken devrimciler ‘Enternasyonal devrimci’; ezilen uluslar da ‘Direniş sembolü’ olarak bağırlarına basar Kemal Pir arkadaşı.
Dünyayı tanımanın, bilmenin, tanımlamanın yetmediğine, değiştirmek için mücadele de etmek gerektiğine tüm kalbiyle inanan ve bunu tüm samimiyetiyle yerine getirmeye çalışan biriydi o. İnandığı devrimci değerler uğruna son nefesine kadar mücadele ederken hep en riskli yerlerde dolaştı. ‘Yaşamı uğruna ölecek kadar‘ seven ve bunun için gerekli bedeli ödemekten geri durmayanlardandı o.
Nasıl oluyor da Doğu Karadeniz’in ücra bir köşesinde doğup büyüyen, o güne kadar Kürtlerin varlığından bile haberi olmayan biri, tek kelime Kürtçe bile bilmeden Kürt Özgürlük Hareketi’nin devrimci gençliğini bu kadar güçlü, bu kadar derin bir şekilde etkileyip sarsabiliyor? Kürdistan Devrimci Gençliğinin yaratılmasında ve mücadeleye katılımında belirleyici karaktere sahip bir rol oynayabiliyor? Nasıl belirleyici bir rol ki; bazı gençler onunla tek bir karşılaşmada, onun tek bir sözünü referans alarak radikal duygulara kapılıp mücadeleye atılabiliyorlar? O tek görüşmeden sonra, o görüşmeden aldıkları kıvılcımla ruhlarını Kemal Pir ruhu ile tutuşturabilip kavgaya atılabiliyorlar? Onları böylesine yenilmez ve sarsılmaz kılan gücün sırrı nerede saklıdır?
Dört tahtanın içine sığmayacak kadar büyük, Türk devletinin ve işkencecilerin karşısında yenilmez gençlik ruhunu temsil ediyordu Kemal Pir. Sadece Kürdistan dağlarında, bozkırlarında silah elde dolaşmaz bu yenilmesi mümkün olmayan direniş ruhu. Zulüm ve barbarlığı yedi düvele yayılmış Türk faşizmin zindanlarında da korkusuzca dolaşırken görürsünüz onu.
Kemal Pir arkadaş, Türkiye devriminin geleceğini Kürdistan devriminde görüyor, kurtuluşunu bu devrime bağlıyordu. Devrime ve yaşama bu denli güçlü bağlı ve sevdalı olan Kemal Pir, “Ölümü bile arayacaksınız’’ diyen Türk-İslam sentezinin pratik yürütücüsü Esat Oktay Yıldıran’ın zulmü karşısında da yenilmedi.
‘Türk devletine öyle bir kazık çaktık ki, çıkarabilirlerse çıkarsınlar’ derken Kemal Pir’in anlatmak istediği, büyüyen Kürt Özgürlük Hareketi’nin oluşumu ve 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi’nden başka bir şey değildi.
14 Temmuz 1982’deki ölüm orucu, sadece büyük bir direniş hareketi ve görkemli bir eylem değildir. Aynı zamanda bir özgürleşme hareketidir. Köhnemiş eskiyen devlete ve zihniyetine çakılmış bir devrimci kazıktır.
Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Akif Yılmaz, Ali Çiçek arkadaşların devrimci eylemleri, insan hafızasının alamayacağı işkenceler karşısında yaşamı savundu. Onursuzluk karşısında onuru, kölelik karşısında özgürlüğü savundular.
Yaprak dökümünün hüzün dolu başlangıç ayında Eylül sabahlarında Dörtler’i kaybettik. Onlar yaşarken de, aramızdan ayrılıp yıldızlara ulaşırken de devrimci hafızamızda derin izler bıraktılar. Her bir Kürt’ün ve devrimcinin bilinç ve hayal dünyasında sınırları çizili olmayan özgürlük ve Kürdistan davasını canlarıyla ilmek ilmek işlediler.
Biz, 5 Nolu’da ölmeyip sağ çıkanlar da herkesten ve her şeyden daha çok minnet ve hürmet duygularıyla anıyoruz onları. Aldığımız her nefeste, gözlerimizi özgürlük davasına ve gökyüzüne her çevirdiğimizde ideallerimizin en temiz ve onurlu yerinde mutlaka hep bizlerle birlikte olacaklardır.
(Yeni Özgür Politika – 15 Eylül 2026 ) #NubarOzanyan yazdı.

