Tülay Hatimoğulları: Abdullah Öcalan ile görüşülmeden süreçte yol alınamaz
Abdullah Öcalan'ın süreçteki rolüne işaret eden DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, "Halkların Kürt sorununun çözümünde baş aktör olarak gördüğü bir lider. Kendisiyle görüşülmeden bu süreçte yol alınamaz" dedi.
Kıbrıs da bu projenin bir parçası mıdır?
Kıbrıs’taki gelişmeler de bu projenin bir parçasıdır. Kıbrıs, hem Türkiye’nin iç siyasetini belirlemek bakımından hem de doğrudan sorduğunuz bu uluslararası yol projeleri ve koridorlar konusunda çok kritik ve stratejik bir yerde duruyor. Özellikle bütün dünyanın bildiği üzere Doğu Akdeniz’de iki yüz yıl yetebilecek kadar bir hidrokarbon gazı rezervi var. Doğu Akdeniz’de sular kaynıyor. Dolayısıyla projenin önemli noktalarından biri Doğu Akdeniz’dir ve dolayısıyla Kıbrıs’tır. Türkiye, daha önce bölgede farklı şeyler yapmaya çalışmıştı. Ardından Avrupa ve ABD, Yunanistan’ın hava savunma sistemini güçlendirdi, değiştirdi. Akabinde de Türkiye’ye Katsa yaptırımları uygulandı. F-35 projesinden çıkartıldı.
Bu proje ile Türkiye’nin egemenlik sahasının daraltıldığı da söyleniyor?
O yüzden hep söyledik/söylüyoruz; Kürt sorununu barışçıl ve demokratik yöntemle çözmüş olan bir Türkiye, uluslararası diplomaside, ticarette, her anlamda ayağındaki prangadan kurtulmuş bir Türkiye de olacaktır.
Türkiye neden yok ve bu Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Bu çok kritik bir soru. İMEC projesinde yol Türkiye’den geçmiyor. Türkiye’nin uyguladığı dış siyasetteki stratejik yalpalamaların da çok büyük bir payı oldu. Türkiye bir NATO ülkesi ve bir NATO ülkesi olarak Asya-Avrasya Paktı’na yakınlık gösterdi, Rusya’yla kurmuş olduğu ilişkiyi ve oradan hava savunma sistemi almasını, hatırlayacaksınız. Bütün bunlar, bu ilişkilerin daha karmaşık bir hâle gelmesine ve Türkiye’nin bu projenin dışında tutulmasının nesnel nedenlerinden biri haline gelmesine yol açtı. İktidar, dış siyasette bir sarkaç siyaseti izledi. Türkiye’nin bunların dışında tutulmasının en önemli nedenlerinden biri de budur. Türkiye’nin dış politikasını dizayn ederken Kürt sorununa yaklaşımı çok önemli bir turnusol görevi gördü. Uluslararası siyasette, diplomatik, ticari, kültürel ve sosyal her açıdan anlaşmalar yapmanın ve uluslararası ilişkilerde kendini güçlendirebilmenin yolu, Kürt sorununu sürekli uluslararası güçlerin önüne bir kart olarak getirmemekten geçer. O yüzden hep söyledik/söylüyoruz; Kürt sorununu barışçıl ve demokratik yöntemle çözmüş olan bir Türkiye, uluslararası diplomaside, ticarette, her anlamda ayağındaki prangadan kurtulmuş bir Türkiye de olacaktır. Türkiye’nin Kürt sorununu çözmesi lazım. Türkiye’nin özellikle Suriye’deki gelişmelere bağlı olarak Rusya’yla kurduğu ilişkiler bu sonuçları doğurdu.
Bugün Rojava modeli, Suriye’de kendi rengini ortaya koyabilecek bir model olma yolunda hızla ilerliyor.
Muhalefete yönelik operasyonlar süreci sabote ediyor ve toplumsal desteğin daha güçlü bir şekilde yansımasını engelliyor. Dolayısıyla bu antidemokratik uygulamalar bir an önce durmalı.
Peki, iktidar bu saydığınız konularda neden bir adım atmıyor?
İktidar hâlâ bu süreci bir “terör” meselesi ve ülkeyi “terörden” arındırma süreci olarak görüyor. Bu algı değişmek zorunda. Algı değişmediği sürece, bahsettiğimiz gibi gerçek bir barış ve demokratikleşme sürecinden söz etmek o kadar kolay olmaz. Dolayısıyla, bugün iktidarın ve devletin atması gereken adım, Kürt sorununu bir güvenlik meselesi olarak görmekten vazgeçmek ve eşit yurttaşlık meselesi olarak görmek olmalıdır. Demokratikleşme zemini buradan güçlenerek ilerlemek zorundadır. Muhalefetin üzerindeki baskıları da bir an önce sona erdirmelidir. Demokratikleşmenin nasıl olacağına dair herkesin bir fikri vardır. Bunu iktidar ve devlet bilir, biz de biliriz. Dolayısıyla buradan yol alınmalı ve demokratikleşme çizgisinden ilerlenmelidir. Aksi takdirde kalıcı, onurlu bir barış ve demokratikleşme sürecinden söz etmemiz zor olacaktır.
Süreç boyunca CHP’nin sürece yaklaşımı da çokça konuşuldu. DEM Parti olarak CHP’nin bu sürecin neresinde yer alması gerektiğini düşünüyorsunuz?
CHP başta olmak üzere bütün muhalefet partilerinin hem Kürt sorununun çözümüne ilişkin hem Türkiye’nin demokratikleşmesine ilişkin güçlü bir programla ortaya çıkmaları gerektiğine inanıyoruz. Hem güçlü bir program hem de bu programı hayata geçirebilecek güçlü bir pratiğe ihtiyaç var. CHP bu süreçte yaşadığı bütün baskılara rağmen komisyonda yer aldı. “İktidar bizim masadan kalkmamızı istiyor. Komisyondan çekilmemizi istiyorlar. Bunu asla yapmayacağız. Kalacağız burada” dediler. Bu çok kıymetli. Barış ve demokratikleşme süreci, salt bir siyasi partinin dar manada çıkarlarına hapsedeceği bir süreç değil. Bütün partiler bu süreci partiler üstü görmek zorunda.
Ayrıca sosyalistlere de şöyle seslenmek isterim: bu sürecin ve barışın toplumsallaşması için, demokratik zeminde mücadeleyi daha güçlü bir yelpazede yürütebilmek için birbirimize ihtiyacımız var. Bugün Türkiye’de sendikal mücadelenin, emek hareketinin, kadın hareketinin, doğa ve yaşam savunucularının ve bütün demokrasi güçlerinin ortak zeminde buluştuğu bir mücadele hattına ihtiyacımız var. Daha fazla yan yana durmalı, dayanışmayı ve örgütlü mücadelemizi büyütmeliyiz. Eleştiriler de değerlendirmeler de hepsi baş göz üstüne. Bazı eleştiri ve değerlendirmelerin de bizleri diri tuttuğunu ifade etmeliyim.
MA / Mehmet Aslan – Selman Güzelyüz