Kürtler, her türlü ilkesizliğe, savaş suçuna, katliama, tehcir uygulamalarına hatta işgal ve işgal girişimine karşı kendi bölgelerini tutmaları hatta DAİŞ saldırılarına karşı bölge halklarını ve inançlarını koruyabilme kapasitesi NATO güçlerinin tavrının değişmesine neden oldu. Elbette bunda Türkiye özel savaş güçlerinin NATO’nun arkasından iş çevirmesinin de katkısı oldu. Bir anda Kürtler batının güvenilir müttefiki, Türkler de güvenilmez ortak haline dönüşüverdi.
Roboski ile startı verilen Sri Lanka modeli böylece çökmüş ve işler tersine dönmeye başlamıştı. Bu Türk özel savaş aygıtını korkuya sevk etti. Kürtleri çökertemeyen bu güç bu sefer Devlet Bahçeli’nin startını verdiği ve Sayın Öcalan’ın, PKK’nin dahil olduğu yeni bir süreci başlatmak zorunda kaldı. Elbette onların amacı kendilerini kurtarmak; yoksa idam sehpasında olsalar ve kurtuluşları Kürtlerin haklarının tanınmasına bağlı olsa onlar Kürtler anasını görmesin diye o sehpaya tekmeyi kendileri atar. Zaten sürecin kendisine bile baksak bunu rahatlıkla görürüz. Süreçte samimi olan taraflar o sürecin ruhuna göre hareket eder, geçmiş hatalarını telafi için çabalar, onun ruhuna göre hareket eder. Sadece Roboski katliamı ve hükümetin bu katliam sürecine ve dosyasına yaklaşımına bile bakmamız neyle karşı karşıya olduğumuzu bize gösterir.
Her sene düzenli olarak “Roboski İçin Vicdani Ret Ver” çağrılarımız oluyor. Elbette bu sene de çağrımızı yenileyeceğiz. Peki, her sene çağrısını yaptığımız vicdani ret nedir, hangi sözleşmelerden kaynağını alır ve Türkiye devleti vicdani ret ile ilgili nerede duruyor? Bu zamana kadar neler yaptı, ne durumdayız? Çağrımızı yapmadan önce, şu an Türkiye’de kapanmış olan Vicdani Ret Derneği’nin hazırladığı el kitabından bu konuda kısa bir bilgilendirmeyi kamuoyuyla paylaşmak isterim.
Vicdani ret nedir?
“Vicdani ret, en basit anlamıyla; politik görüşler, inanç, ahlaki ya da felsefi değerler nedeniyle zorunlu askerliği reddetmektir. Vicdani veya dini gerekçelerle askerlik yapmamak, din ve vicdan özgürlüğü kapsamında bir haktır.”
Türkiye’de askerlik zorunlu mu?
“T.C. Anayasası’nın 72. Maddesi’ne göre, ‘Vatan hizmeti her Türk’ün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetler’de veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.’ 2019 yılı Haziran ayında çıkarılan 7179 sayılı Askeralma Kanunu’na göre ise ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her erkek, askerlik hizmeti yapmaya mecburdur.’ Yani askerlik zorunludur ancak bu yükümlülük sadece ‘erkek’ vatandaşlara yüklenmiştir. Söz konusu kanunun 3. maddesine göre ‘Askerlik çağı: Nüfus kayıtlarına göre her erkeğin 20 yaşına girdiği yılın Ocak ayının birinci gününden başlayan ve 41 yaşına girdiği yılın Ocak ayının birinci gününde biten süreyi’ kapsamaktadır. Yani, Türkiye’de zorunlu askerlik uygulaması vardır.”
“Vicdani ret hakkı, temel insan hakları arasında yer alan din ve vicdan özgürlüğünden doğan bir haktır. Bu nedenle de vicdani ret hakkının Anayasal dayanağı olarak Anayasa’nın 24. ve 25. maddeleri esas alınmaktadır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde de vicdani ret hakkı, sözleşmeye taraf tüm ülkelerin vatandaşlarına tanımak zorunda olduğu haklar arasında bulunan din ve vicdan özgürlüğü hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Bu nedenle her ne kadar mevzuat düzenlemesi olmasa da Türkiye’de (imzacısı olunan uluslararası sözleşmeler kapsamında) vicdani ret hakkının olduğunu söylemek doğrudur. Ancak Türkiye’de, vicdani retçilerin askerlikten muaf tutulmak için başvurabileceği bir mekanizma bulunmamaktadır. ‘Vicdani ret hakkının ne şekilde kullanılacağı yönünde yasal düzenleme yapılmaması sebebiyle’ de vicdani ret hakkı sürekli olarak ihlal edilmektedir.”
Uluslararası vicdani ret var mıdır?
Türkiye’yi bağlayıcılığı nedir?Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 9. Maddesi’nde ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin (MSHS) 18. Maddesi’nde “düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı” düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) göre “düşünce”, “din” ve “vicdan” kelimeleri ile ifade edilen değerler, belli bir düzeyde kudret, ciddiyet, bütünlük ve öneme sahip görüşler ile dinî, felsefi, ideolojik inançlar; bir bütün olarak her türlü kanaat, inanç, görüş, felsefi öğreti gibi bireyin fikir ve düşünce dünyasında yer alır. Sözleşmede belirli bir düzeyde soyut olarak düzenlenen hakkın koruma kapsamı, sözleşme organlarının işlem ve yorumlarıyla belirlenmektedir. Örneğin AİHS’te düzenlenen hakkın kapsamı, AİHM kararları ile somutlaşmaktadır. AİHM’in 2011 yılında verdiği Bayatyan v. Ermenistan kararında, vicdani ret hakkının sözleşmenin 9. Maddesi’nde yer alan din, düşünce ve vicdan özgürlüğünden doğduğu kabul edilmiştir. Bu karardan sonra Mehmet Tarhan, Halil Savda, Yunus Erçep ve Feti Demirtaş’ın Türkiye aleyhine gerçekleştirdiği başvurularda da mahkeme, başvuruculara vicdani ret hakkı tanınmamasının sözleşmenin 9. Maddesi’nin ihlali olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca vicdani retçilerin sonu gelmez yargılamalara maruz kalmasının sözleşmenin 3. Maddesi’nde düzenlenen “insanlık dışı ceza ve muamele yasağı”nın ihlali olduğuna hükmetmiştir. Anayasa’nın 90. maddesine göre yukarıda sayılan sözleşme hükümleri kanunların üzerindedir ve kanunlar sözleşmedeki bu haklara aykırı ise kanun hükmü uygulanmamalı, sözleşmeye göre işlem yapılmalıdır. Yani uluslararası insan hakları hukukunun tanıdığı vicdani ret hakkını, Türkiye devleti de vatandaşlarına tanımak zorundadır.”
Roboski’de vicdani ret bir ihtiyacın sonucu ortaya çıktı.
Ben Kürtlere karşı bir süre savaştıktan sonra Kürt gerilla güçlerine esir düşmüş, uzunca zaman gerilla güçlerinin yanında kaldıktan sonra kimliğimle yüzleşmiş ve geri Türkiye’ye döndüğümde beni tekrar silah altına almaya kalktıklarında silah almayı reddetmiştim. Daha sonra da vicdani ret mücadelesinin bir parçası olarak mücadelemi Roboski’ye kadar sürdürdüm.
“Roboski İçin Vicdani Ret Ver” şiarıyla anılan kampanya, Roboskili gençlerin askere gitmek istememesi ve bir alternatif aramaları üzerine ortaya çıkmıştı. Kampanyamız önce vicdani ret atölye çalışmaları, bilgilendirmeler ve ardından askere gitmek istemeyenlerin vicdani ret açıklamalarıyla devam ediyordu. Türk devletinin katliamına uğrayan Roboskililerden onlarca insan vicdani reddini açıkladı. Roboski’den ilk vicdani retçi de Roboski katliamında kardeşi Celal Encü’yü kaybeden İsa Encü’ydü. Bu ihtiyaç bugün daha hayati anlam taşımaktadır. Sadece Roboskili gençler için değil, tüm Kürt gençleri hatta coğrafyamızda yaşayan tüm insanlarımız için de bu böyledir. Çözüm sürecinin kendine rant sağlamadığını, iktidarda kalmak için bir artı oluşturmadığını gören hükümet eşi görülmemiş bir savaşın startını vermiş durumdadır.
AKP koalisyon hükümeti öyle çok suça bulaştı ki artık hükümete bağlı şekilde yoluna devam etmeyi seçenek olarak dahi görmüyor. Recep Tayyip Erdoğan’lı AKP ortaklarıyla beraber tek adam diktatörlüğünü oluşturdu ve bu diktatörlük şu iki dinamik üzerinde yükseldi: İlki tekrar Kürtlere karşı apansız bir savaş başlatıldı ve hemen ardından sahte bir darbe girişimi ile sarsılan iktidar ve otoritesini bu iki denklem üzerinden düzeltti. AKP koalisyon hükümeti tüm bunları yapabilmek için iç savaşı kendi iktidarı için araçsallaştırdı. Bunlar da yetmeyince Ayasofya’ya, Yunanistan’a, Ermenistan’a savaş derken Türkiye devletinin sözde bekasını Suriye’den Afrika’ya kadar dayandırdı. Kendi fanatik kitlesi dışında bu savaş koalisyonundan kimse mutlu değil ve tepkiler çığ gibi büyüyor. Günümüzde savaşlarda ne kadar teknik kullanılırsa kullanılsın sonuçta insan olmadan teknik hiçbir işe yaramaz, yani insan olmazsa savaşlar yürümez, felç olur ve sonuçta durur.
O yüzden bugün bu tek adam diktatörlüğünden ve onun ortaya çıkardığı savaştan kurtulmak için en etkili yollardan birinin de vicdani ret olduğunu düşünüyorum. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 2011 senesinden beri Türkiye devletinin vicdani ret yasası çıkarmasıyla ilgili çağrısını yenilemektedir. Türkiye devleti Avrupa Konseyi üyesi bir devlet olarak vicdani ret yasasını çıkarmakla yükümlüdür ama yeni yeni bahanelerle bu durumu erteleyip duruyor. Her ne kadar vicdani ret yasasını çıkarmak istemese de Anayasa’nın 90. maddesi herhangi bir yasal düzenleme dahi yapmadan vicdani reddin yasallığını ortaya koyuyor. Uluslararası sözleşme ve yasalar Anayasamızın 90. madde ile iç yasalarımızın parçası haline gelmiştir.
Yasaları yapmayarak suçlarına her gün bir yenisini ekleyen Türkiye devletidir, bunu unutmayalım. Çünkü iktidarını sürdürebilmek için savaşa muhtaçtır. Bu yasalar ise meşruluğu bulunmayan bu savaşı sorgulatacaktır. Hepimiz iyi biliyoruz ki milyonlarca asker kaçağı var, bir o kadar da askere gitmek istemeyen, savaşa dahil olmak istemeyen insan var. Türkiye devleti ABKB tarafından yaptırım alacağını bile bile bu yasaların çıkarılmaması bu yüzdendir. Bu söylediklerim hep aklınızın bir köşesinde dursun, çünkü iç savaştan kurtulup barış içerisinde yaşamak istiyorsak bu bilgiye ve çağrıya sarılmak zorundayız.
Roboski katliamı ve sonrasında yaşananlar aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlere karşı yüzyıllık soykırım politikalarının AKP ve ortaklarının oluşturduğu hükümetlerin eliyle sürdürülmesinden başka bir şey değil. Roboski katliamı sonrası bir daha böyle benzeri şeylerin olmayacağını düşünürken hükümetin politikaları sayesinde Kürtlerin her günü Roboski oldu. Önce sınırların içerisinde Kürt şehirleri içerisinde yüzlerce, binlerce insan yok edildi, insanlar diri yakılarak öldürüldü. Ardından ise dünyanın en çirkin teröristleri donatılarak Rojava ve Şengal’de Kürtlere karşı soykırım politikaları devreye sokuldu. Bu yüzden binlerce insan katledildi ve hâlâ da çocuk, yaşlı ayırt etmeden katliamlar devam ediyor. Hatta bir kaç gün önce Tişrin Barajı ve Sirîn beldesi arasındaki yolda araçlarının üzerinde basın yazısının olmasını dahi yok sayan Türk devleti SİHA’ları ile Nazım Daştan ve Cihan Bilen adlı gazetecileri canice katletti.
“Roboski İçin Vicdani Ret Ver”
Şimdi elbette Türk devletinin yürüttüğü bu savaşı, katliamı, Kürtlere dönük soykırım çabalarının bitirilebilmesinin, silahların susması, barışın sağlanması, akan kanın durdurulmasının tek yolu vicdani ret değil ama en etkili yollardan bir tanesidir. Savaşlar insan kaynağı olmadan yürütülemez, savaşı besleyen insan kaynağını kesmek savaşları durdurmak anlamına gelir. Düşünün ki Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan Kürtler, Türkler, Araplar, Lazlar, Rumlar, Ermeniler ve diğer halklar bu alçakça savaşı, katliamı, soykırım politikalarını sürdüren Türk ordusuna katılmayı, silah kaldırmayı, savaşın parçası olmayı reddetseler ülkede nelerin değişebileceğini düşünebiliyor musunuz? Bu yüzden vicdani retin toplumumuzda kitleselleşmesi en temel ihtiyaçlarımızdan biridir. Savaş karşıtları, barış savunucuları, insan kanının dökülmesini istemeyen herkesin bu süreçte elini değil gövdesini bu yola koyması ve toplumumuzu bilinçlendirmek, savaşa olan desteklerini söndürmek için büyük çaba sarf etmesi en elzem görevlerimizden biridir. Kürt halkına yürütülen soykırımın durdurulması ve toplumsal barışımızın tekrardan inşa edilebilmesi için tarihi bir sorumluluk ile karşı karşıyayız. Unutmayın, soykırımlar yaşanırken susup, saklanıp, köşesine çekilenleri tarih asla affetmeyecek ve soykırımcılarla birlikte anacaktır.
Roboski katliamının 14. yıldönümü; 19’u çocuk olmak üzere 34 sivil Kürt köylüsü Türk devleti tarafından acımasızca katledildi. Katliamdan bu yana yıllar geçmesine rağmen katliamdan sorumlu tek bir kişi dahi ceza almadı. Aksine biz Roboski mücadelesi veren aktivistler ve Roboski aileleri sırf Roboski için hak ve adalet mücadelesi verdiğimiz için cezalandırıldık, hapishanelere atıldık, sürgünlere çıkmak zorunda bırakıldık. Yıldönümü vesilesiyle acılı Roboski aileleriyle dayanışma duygularımızı paylaştığımızı belirtiyoruz, katilleri ise lanetliyoruz. Roboski’de yapılanlar insanlık suçudur, kimse rahat olmamalı. Biz hem öldürdük hem dosyayı kapattık diye kimse sevinmesin. Bu katliamın emrini verenler de, emri uygulayanlar da eni sonu cezalandırılacaklar. O zamana kadar mücadele vermeye devam edeceğiz.
Roboski katliamının 14. yıldönümü için yürüttüğümüz “Roboski İçin Vicdani Ret Ver” kampanyası vesilesiyle kamuoyuna bir kere daha çağrıda bulunuyoruz: Kürt halkına karşı bu alçakça soykırım savaşını yürüten, insanlık ve savaş suçu işleyen Türk Silahlı Kuvvetleri’ne katılmayın, ordunun silahını kaldırmayın, katliamlara ve soykırımlara ortak olmayın. Vicdani retlerinizi açıklayarak savaşın, kanın, katliamın, gözyaşının değil; barışın, kardeşliğin, huzurun tarafında olun.

