PONTOSTA SOYKIRIMDA DİRENİŞTE DEVAM EDİYOR

PONTOSTA SOYKIRIMDA DİRENİŞTE DEVAM EDİYOR

Kardeşlerim bugün burada aranızda olmaktan büyük gurur ve onur duyduğumu belirterek sözlerime başlamak isterim, nazik davetiniz için ayrıca çok teşekkür ederim…

Kardeşlerim Türkiye devleti elbette bir taraftan yüzyıl önce başlattığı yaşadığımız toprakların Türkleştirmesi için soykırımda , inkar da ısrar etsede, soykırım kadar direniş de devam ediyor. Sizlerin diaspora ve ata toprağında , Kürt halkının ise Türk inkar ve soykırım sistemine karşı içeri de verdiği mücadelenin moral etkisiyle de bizler Pontos’da tekrar ayaklarımızın üzerine kalktık. Yaşadığımız soykırımı planlayan ve yürüten birinci meclisin bulunduğu Ankara’da dostlarımızın desteği ile nerdeyse yaşadığımız soykırımdan yüzyıl sonra 2016 tarihinde bir bahar zamanına girişimizi temsil eden Pontos soykırımı konferansını gerçekleştirdik, bu bizler için müthiş moral oldu. Yüzyıl sonra her şeyin bittiği dendiği yerde 2800 yıllık tarihimizim köklerinden tekrar filizlendik.

Kardeşlerim Sizler Pontos’dan zorunlu şekilde ayrıldıktan sonra da değerlerimize sadık kalarak Pontos’un sesi oldunuz. Yunanistan’da, dünyanın her yerinde değerlerimizi korumak ve yaşatmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız. Sizlere çok teşekkür ediyoruz, Sizler Pontos’da 2800 yıllık köklerimizi kurumasın diye hep suladınız ve bizlerde bugün filiz verdik. Bundan sonra hep birlikte yürüyeceğiz. Bir taraftan soykırımcı Türkiye devletinin yaptıkları ile yüzleşmesi için mücadele yürüteceğiz, bir taraftan da dilimizi, kültürümüzü, varlığımızı kimsenin insafına bırakmamak için çalışmalar yürüteceğiz.Yüzyıl önce yasadığımız soykırımı kabul etmeyip yaşadığımız her yerde değerlerimizi korumanın adı O Pontos Zei’dir.

Kardeşlerim biz Pontoslu Rumlar yaşadığımız soykırımdan sonraki ilk aşamayı yani varlığımızı korumayı bu zamana kadar başarıyla sağladık. Şimdi sıra ikinci aşamaya geldi, bu aşama da artık varlığımızı kimsenin insafına bırakmamak için tüm dünya da yaşayan Pontosluların alacağı kararlar ile tarih alanında olsun, kültür ve folklar alanında olsun ve asıl önemlisi dil konusunda kendi kurumlarımızı oluşturmamız gerekiyor. Bu kurumlarımız kimsenin varlığımızı asimile etmesine, yavaş yavaş kimliğimizi eritmesine izin vermeyecek.Türk soykırımcı sisteminim bize dayattığı soykırımdan istediği sonucu almasını engellemek istiyorsak ve Pontos topraklarını kanlarıyla sulayan 350.000 canımızın huzur içerisinde yatmasını istiyorsak üçüncü aşama ile birlikte koruduğumuz varlığımızı, değerlerimizi asıl olması gereken yere yani anavatanımıza taşımalıyız ki bu soykırımcılara tokat gibi bir cevap olsun. Ayrıca bize tüm varlığımızı armağan eden  anavatanımız yoksa tüm bu çabalarında hiçbir anlamı olmaz, vatanımız kimliğimizi, tarihimizi, kültürümüzü koruyan kalkandır unutmayalım

Ayasofya kilisesini davul ve zurnayla camiye çevirenlere, Sümela manastırını haklımıza karşı sürekli bir siyasi koz malzemesi olarak kullananlara, Yunanistan ve dünyanın bir çok ülkesinde Pontos’a adalet mücadelesi yürüten aktivistlere cadı avı başlatıp istenmeyen kişi ilan edip Türkiye’den sınır dışı edenlere, Kıbrıs’ın bir bölümünde işgalciliğini devam ettirenlere, Ege ve Akdeniz’de her gün bir provokasyona imza atanlar, hepsinden öte yüzyıl önce halkımıza yaptıkları gibi günümüzde Kürt halkına karşı soykırım politikaları yürütenlere de bu yıldönümünde yüzleşme çağrısı yapmıyorum. Biz ne kadar istesek de bizim çağrımızı duymayacaklar. O yüzden onlara herhangi bir çağrım olmayacak, bize yaptıklarının bedelini ödetinceye kadar onlara karşı mücadele yürüteceğim. Siz kardeşlerimin de öyle yaptığını ve yapmaya devam edeceğini biliyorum.

Benim asıl çağrım Türkiye ile normalleşme adı altında oportünist politikalar yürüten Yunanistan devletine olacak. Pontos soykırımında, Kıbrıs’ta, anavatanımızın dört tarafında yaşamlarını yitiren şehitlerimizi utandıracak bu politikaları biran önce terk etme çağrısı yapıyorum. Hiç zaman kaybetmeden Türk soykırımcılarına karşı bir ulusal program oluşturma çağrısı yapıyorum. Onlar davul zurnayla Ayasofya kilisesini camiye çevirirken nasıl bir normalleşme olacak, her fırsatta Sümela Manastırını halkımıza karşı tehdit malzemesi olarak kullananlar ile nasıl normalleşme olacak, Kıbrıs’ta, Ege’de, Akdeniz’de her gün provokasyon peşinde olanlar ile nasıl normalleşme olacak. Türklerin normalleşmeden anladığı şey biz yüzyıl önce yaptığımız soykırımı devam ettireceğiz sizde bunu seyredip onay vereceksiniz değilse nedir. Bir yıl önce yaşamını yitirmiş olan büyük öğretmenimiz Mihalis Haralambidis ‘ben Türkiye’deki Kemalistlerden değil içimizdeki Kemalistlerden korkuyorum, içimizdeki Kemalistler çok daha tehlikeli’ demişti. Sayın öğretmenimizi de kaybedişimizin birinci yılında saygı ve minnetle anıyorum, Haralambidis’in kastettiği şey işte tam tamına budur. Kardeşlerim size soruyorum soykırımcı ile normalleşme sizler teslim olmadan mümkün mü?

Kardeşlerim Berlin’de soykırımcı Faşist lider Adol Hitler’i öven bir müze açılabilir mi? Peki Yunanistan devleti Selanik’te Hitler’in hocam dediği Pontos soykırımının bir numaralı faili olan Mustafa Kemal’in evine nasıl müsade edebiliyor. Türk hükümeti davulla, zurnayla Ayasofya’yı camiye çevirsin, Sümela Manastırına, Pontos’a dair her şeye saldırsın, bizde normalleşme masalı yüzünden soykırımcımızı Yunanistan’da misafir etmeye devam edelim.!!! Kusura bakmayın ama bu normalleşme değil tamamen teslim olmaktır, Ruhu şad olsun sevgili Mihalis Haralambidis hep bu tehlikeye işaret ediyordu.

Türkiye’de mücadele yürüten aktivistlere karşı birçok davalar açılıyor, hatta Pontoslu sanatçı Apolos Lermi’de olduğu gibi bir çok aktivist ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bende yürüttüğüm çalışmalar yüzünden hakkımda birçok dava açıldı, hatta bu yüzden hapishaneye de girdim, daha sonra serbest bırakıldım, hakkımda tekrar tutuklanma kararı çıkınca atatopraklarımız olan Yunanistan’a sığınmak zorunda kaldım. Peki Türkiye’de bunca eziyet görmüş olan bizlere Yunanistan hükümeti sahip çıktı mı? Burada ilk defa üzülerek söylemeliyim ki hayır, beş sene önce Yunanistan’a yapmış olduğum sığınma hakkı kabul edilmedi, hatta birkaç ay önce de mültecilik başvurusu yaptığım dosyanın kapatılacağı tarafıma bildirildi, neyse ki itiraz ettim de şimdilik bu karar durduruldu. Anavatanımızda bizlere sahip çıkılmadığı gibi burada bizlere yapılanların elbette Yunanistan ile Türkiye arasındaki normalleşmenin bir parçası olduğunu da belirtmeme gerek yoktur. Şimdi tekrar size Mihalis Haralambidis’in bana söylediği cümleyi bir kere daha tekrarlıyor ve sizlere sormak istiyorum içimizdeki Kemalistler mi daha tehlikeli yoksa Türkiye’de var olan mı? Yunanistan halkı, Yunanistan demokrasisi, Yunanistan medeniyeti bu yaklaşımları hak ediyor mu ? Bunun cevabını hepimiz kendimize sormalıyız, üzerimizdeki bu ölü toprağından kurtulmalıyız. Şehitlerimize, atalarımıza, kültürümüze, medeniyetimize ve demokrasimize yakışacak bir tutumu yükseltmek için bütün kardeşlerimi birlik içerisinde mücadele etmeye çağırıyorum.

Son sözlerimi 21 Eylül 1921’de 32 yaşında Türkiye’deki İstiklal mahkemelerinin uyduruk kararıyla Pontos’da asılarak şehit edilen ulusal kahramanımız Nikos Kapetanidis’ in son anlarında eşi için kaleme aldığı sözleriyle bitiriyorum. Kapetanidis : ‘Öndekilerin benden daha az tehlikede olduğunu hissediyorum. Bil ki başım omuzlarımda sağlam durmuyor…Benim gibi bazı kafaların eksik olması önemli değil, Vatanıma helal olsun ‘“Son ana kadar ne cesaretin ne de soğukkanlılığın beni terk etmediğini, geride kalacak birkaç kişiden öğreneceksin… Yine de senden sonsuza kadar ayrıldığım için ruhum yas tutuyor… Benimki gibi bir ölüm güzeldir, yüceltilir… Üzülme … Sen, Manuela’m … Adınızı ölümümle onurlandırdım… “

Başta Pontoslu kahraman şehitimiz gazeteci Nikos Kapetanidis olmak üzere vatanımız ve Helenizm için topraklarımızı kanlarıyla sulayan tüm şehitlerimizi saygıyla minnetle anıyorum, soykırımcıları bir kere daha lanetlerken şehitlerimizin kani üzerine söz veriyorum ki davalarına son nefesime kadar sadik kalacağım..