Barış İçin Aktivite
Kendinizden başka kimse size barış getiremez

Küçükbalaban: Devlet operasyonları durdurmalı ve barış sürecine dahil olmalı

Hüseyin Küçükbalaban, Kürt Özgürlük Hareketi'nin geri çekilmesinin, hükümete askeri eylemleri durdurma ve Abdullah Öcalan ile diyaloğa başlama çağrısı olduğunu söyledi

1

İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, Abdullah Öcalan’ın umut hakkını ve Öcalan’ın İmralı’daki tecridine rağmen Şubat ayında yaptığı “Toplumsal Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”, PKK’nin 12. Kongresi’nin ardından sembolik olarak silahlarını yakması ve son olarak Türkiye’den çekilme kararı gibi bir dizi tarihi gelişmenin ardından Türk hükümetinin atması gereken adımları ANF’ye değerlendirdi.

Devletin harekete geçmesi gerekiyor

Hüseyin Küçükbalaban, 2013-2015 barış sürecinden bu yana geçen sekiz yılda Türkiye’nin Kürt sorununu çözmek için tamamen güvenlik odaklı politikalara dayandığını belirterek, Abdullah Öcalan’ın 2024’teki çağrısıyla ciddi bir müzakere sürecinin başladığını söyledi.

Küçükbalaban, “Ekim 2024’ten itibaren gerçek bir müzakere sürecinin şekillendiğini görüyoruz. Sayın Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeler ve çağrısı çok önemliydi. Bunu Mayıs ayında silah bırakma kararı, ardından Temmuz ayında PKK’nin silahlarını yakması ve bir meclis komisyonunun kurulması izledi. Tüm bu adımlar sürece anlam kazandırdı.

Bu gelişmeler barış açısından cesaret verici. Ancak, aradan geçen on bir yıla rağmen toplumsal katılım konusunda veya hükümetin atması gereken adımlar konusunda hâlâ gerçek bir ilerleme kaydedilmediği de ortada.

PKK’nın silah bıraktığını duyurduğu andan itibaren devletin gerekli hukuki adımları atması gerektiğini belirten Küçükbalaban, “Kapatılan bir örgütün mensupları sivil hayata nasıl dönecek? Nasıl bir yaklaşımla karşı karşıya kalacaklar? Bu sorular cevapsız kalıyor. Aradan geçen zamana rağmen bu konular ertelenmeye devam ediyor ve gerekli önlemler alınmadı.” dedi.

Küçükbalaban, PKK’nin Türkiye’den çekilme kararının ve son açıklamasının kritik önem taşıdığını belirterek, “Bu açıklama, hem Sayın Öcalan’ın hem de Kürt tarafı olan PKK’nin barışı sağlama konusunda ne kadar kararlı ve samimi olduğunu bir kez daha gösteriyor. PKK, siyasi bir hareket olarak 1999 ve 2013 yıllarında da Türkiye’den çekilme kararı almıştı.” dedi.

Devlet askeri operasyonlarına son vermeli

Hüseyin Küçükbalaban, PKK’nın Türkiye’den çekilme kararına karşılık devletin de ülke içinde ve dışında askeri operasyonlarını durdurması gerektiğini söyledi.

Küçükbalaban, “Dünkü açıklamaya göre en az bir grubun geri çekilmiş olması ve şu anda doğrudan bir çatışmanın olmaması cesaret verici. Halk Savunma Güçleri (HPG), son haftalarda devam eden operasyonların çatışmalara yol açabileceği endişesini dile getirmişti. Geri çekilme tamamlandıysa, bu risk azalmıştır. Ancak, hala devam ediyorsa, ek önlemler alınmalıdır.” dedi.

Devletin hem yurt içinde hem de sınır ötesinde operasyonları sürdürme konusundaki ısrarı yeniden değerlendirilmelidir. Ulusal güvenlik ve sürecin başarısı için, operasyonların belirli bir aşamada yavaşlatılması ve gerginliği azaltacak adımların atılması hayati önem taşımaktadır. Süreç şimdi kararlı bir yönetim altında hızlandırılmalıdır. Kendini feshedip geri çekilme kararı almış bir harekete karşı askeri saldırıları sürdürmenin hiçbir gerekçesi yoktur. Silahlı çatışma bölgelerinde devam eden operasyonlar bu sürecin ilerlemesine çok az katkıda bulunmaktadır.”

Öcalan’ın umut hakkı konusunda bir beklenti var

Küçükbalaban, Abdullah Öcalan’ın umut hakkının hayata geçirilmesinin sadece ahlaki bir zorunluluk değil, aynı zamanda uluslararası hukukun da bir gereği olduğunu söyledi.

Küçükbalaban ayrıca, “Sayın Öcalan’ın umut hakkı konusunda açık bir beklenti var. Bu hem uluslararası hukuk hem de Türkiye Anayasası kapsamında bir yükümlülüktür. Bakanlar Komitesi, Sayın Öcalan ve diğer birkaç tutuklu hakkında, dört özel davada, bu hakkı güvence altına alacak yasal düzenlemeler çağrısında bulunan bir karar yayınladı. Ne yazık ki Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. maddesinin ihlali olmasına rağmen, 2014 yılından bu yana gerekli yasal değişiklikleri ne Parlamento’ya getirdi ne de bunları uygulamaya koyacak siyasi iradeyi gösterdi.” dedi.

Hukuki reformlar derhal hayata geçirilmeli

Küçükbalaban, Türkiye cezaevlerinde binlerce siyasi tutuklunun bulunduğunu belirterek, acilen yasal reform yapılması gerektiğini söyledi.

Küçükbalaban, “Silahsızlanmadan bahsettiğimizde, dağlardan gelen militanların topluma yeniden entegre olmalarına ve hayatlarını yeniden kurmalarına yardımcı olmaktan da bahsediyoruz. Ancak şu anda dört binden fazla siyasi tutuklu, artık dağılmış bir örgütün üyesi oldukları için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılıyor. Bu kadar ağır cezalarla karşı karşıya kalmaya devam etmeleri kabul edilemez. Yasal düzenlemelerin derhal yürürlüğe girmesi gerekiyor.” dedi.

Hasta tutukluların durumu, gecikmeden ele alınması gereken bir diğer acil konudur. Umut hakkının güvence altına alınması ve siyasi tutuklular, hasta tutuklular ve eski militanların sivil hayata dönüşü için yasal çerçevelerin oluşturulması, Türkiye’de zihniyette köklü bir değişim ve önemli yasal reformlar gerektirmektedir.”

Hakikat ve uzlaşma komisyonları kurulmalı

İnsan hakları savunucusu Hüseyin Küçükbalaban, geçmişte yaşanan vahşetin ortaya çıkarılması ve sorumluların tespit edilmesi için hakikat komisyonlarının kurulması gerektiğini söyledi.

Küçükbalaban, “Terörle mücadele yasalarının uygulanma biçimi, seçilmiş yetkililerin yerine kayyum atanması ve Kürt sorununun çözüme kavuşturulmaması, ülkede ciddi ekonomik, sosyal ve insani trajedilere yol açtı. Soykırımlar, katliamlar, toplu mezarlar, köylerin boşaltılması ve sayısız faili meçhul cinayet yaşandı. Tüm bunlar, geçmişle yüzleşmeyi ve somut adımlar atmayı mutlak bir zorunluluk haline getiriyor. İşte bu nedenle hakikat ve uzlaşma komisyonlarının kurulması şart.” dedi.

“Silahlı çatışmaların durduğu bir aşamaya gelmiş olsak da, kalıcı barış için çok daha somut adımlar atılması gerekiyor. Sayın Öcalan ile diyalog kapsamında Meclis’te bir komisyon kuruldu, ancak şu anda hukuki bir temeli yok, yani kamuoyu için gerçek bir güvence yok. Komisyon henüz Sayın Öcalan ile bir görüşme yapmadı ve bu gerçekleşmeli. Bu, sürecin eksik kalan unsurlarından biri olmaya devam ediyor.”

Ayrıca, silahlarını bırakan gruplarla da görüşmeler yapılmalıydı. Türkiye’ye dönmemelerinin nedenleri ve sürece sağlayabilecekleri potansiyel katkılar görüşülmeliydi, ancak bu da yapılmadı. Yurt dışında yaşayan birçok siyasetçi var, bazıları milletvekili, bazıları eski belediye başkanı. Onların da görüşleri alınmalıydı, ancak görmezden gelindiler.

PKK en anlamlı adımları attı

Küçükbalaban, PKK’nın Türkiye’den çekilme kararının barış sürecinin ilerletilmesi açısından çok önemli bir adım olduğunu söyledi.

Küçükbalaban ayrıca şunları söyledi: “PKK’nın Türkiye’den çekilme kararı, barış sürecini ilerletmek için oldukça önemli bir adımdır. Dünkü açıklama, süreci canlandırmak için önemli bir adımdı. İHD olarak bu gelişmeyi hem anlamlı hem de değerli buluyoruz. Ancak bu sürecin başarısı yalnızca bu tür açıklamalara bağlı değil, devletin de somut adımlar atması gerekiyor.”

PKK’nın geri çekilmesi ve kendini feshetme kararı, demokratik siyasetin önünü açıyor. Şimdi, devletin kendi adımlarını atması gerekirken, sivil toplum örgütleri, sendikalar ve demokratik siyasi güçlerin de barış sürecini desteklemede daha güçlü bir rol oynaması gerekiyor.

Bu çok önemli bir fırsat, gerçek bir şans. Herkesin sorumluluğu var: Devlet, sivil toplum ve siyasi aktörlerin her biri üzerine düşen görevi yerine getirmeli.”

Savaş yetkisinin uzatılması mantıksız bir karardır

Küçükbalaban, Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki askeri yetkisini üç yıl daha uzatma kararının, hükümetin Kürt sorununa hâlâ güvenlik odaklı bir zihniyetle yaklaştığını gösterdiğini söyledi.

Küçükbalaban şunları ekledi: “Görev süresinin uzatılması, devletin Kürt sorununu ele alırken güvenlik odaklı politikalara olan güveninden henüz vazgeçmediğini gösteriyor. Bu, sürecin aksaması durumunda militarist önlemlerle yönetilmesi eğilimini yansıtıyor. PKK, Kürtlerin artık Ortadoğu’da, Irak’ta, Suriye’de veya Türkiye içinde bir tehdit olmadığını göstermişken, farklı bölgelerdeki Kürt siyasi partilerini terör örgütü olarak nitelendirip bunu askeri yetkileri üç yıl daha uzatmak için bir gerekçe olarak kullanmak tamamen mantıksız.”

Bu yaklaşım yanlıştır ve bunu bir kez daha dile getirmeliyiz. Kürtler artık Türkiye, Anadolu veya Ortadoğu için bir güvenlik sorunu değil. Aksine, bölgede barış ve istikrarın garantörleridir. Kimlik ve kültürel hak taleplerinin savaş bahanesine dönüştürülmesi kabul edilemez. İnkâr ve imha politikası bir savaş politikasıdır ve artık terk edilmesi gerektiğine inanıyoruz.”

ANF