Kalkan: Süreçte ikinci aşamaya geçme yönünde çaba var
Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi üyesi Duran Kalkan, "Süreçte yeni bir aşamaya, ikinci aşamaya geçme yönünde bir çaba var" dedi.
TÜRKİYE SİYASETİ İYİ BİR SINAV VERMİYOR
Biz bunların önemli ölçüde gerçekleştiğine inanıyoruz. Yeni bir süreç olarak; yani anlayışımız, mücadelemiz, stratejimiz neyi gerektiriyorsa, onun gereklerini, koşullara bakmadan, bize ne getirir ne götürür demeden, doğrunun bu olduğuna inanarak, kararlılıkla bu adımı atıyoruz. Bu açık bir durum. Fakat gerçekten de Türkiye siyaseti iyi bir sınav vermiyor. Bu siyaset yakın gelecekte çöker. Bir de mahkum edilir. Açık ifade ediyorum. Sürmez, çöker, mahkûm edilir. Nasıl mahkum edilir? ‘MHP söyledi, yapamadı’ derler. ‘AKP’nin her şey elindeydi, her şeyi iktidarına bağladı’ derler. CHP, ‘Cumhuriyetin kurucu bir partisiyim’ diyor. İyi de, Cumhuriyet kurulduğu zaman nasıldı, şimdi nasıl? Kurulduğu zamanın özelliklerini anlamamış. Şimdi de anlamamış. İktidarla iktidar kavgası, yarışı veriyor. Ortaya bir demokrasi programı, bunun ittifakı ve mücadelesini koyamadı. Yani demokratik cumhuriyet programı koyup onun gereklerine göre hareket edemedi. Bazı partiler var. Bu sürece olumlu yaklaşıyorlar. Gelecek, DEVA partileri falan… Tüm bunlar olumlu; ama pratik olarak yetmiyor. Henüz Türkiye siyaseti cephesinde yeni bir adım yok. Yani yapılan yeni bir şey yok. Çok dar ve yüzeysel bazı şeylerde aşırı tahrik edici tartışmalar var. Oysa koşullar son derece uygun. Bu ikinci aşamayı şöyle tanımladı Önder Apo: Sorunların çözümü için, Türkiye’nin demokratikleşmesi için, Kürt sorununun çözümü için gerekli hukuki adımların atılması, demokratik entegrasyon yasalarının, özgürlük yasalarının çıkarılması.
Dikkat edin, biz kendimiz için bir şey istemiyoruz. Aslında Türkiye’nin demokratikleşmesi için istiyoruz. Demokratikleşen Türkiye’den, Türkiye toplumunun hepsi yararlanacak. Bazıları diyor, işte ‘kendileri için şunu bunu istiyorlar.’ Ne alakası var? Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyoruz. Bunun da yolu Kürt özgürlüğünden geçiyor. Biz söylemiyoruz. Mesut Yılmaz da söylemişti, ‘demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer’ diye. Turgut Özal söyledi. Komisyon dinlerken meclis başkanları söylediler. Bunlar önemli sözlerdi. Fakat böyle bir değişim olmadı. Halihazırda Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin istediği değişiklikleri geliştirmek, gerçekleştirmek için gerekli anlayış, zihniyet değişikliği yönünde adım yok. Devlet Bahçeli’nin bazı temel sözleri var. Onlar günlük politikaya ve uygulamaya dönüşmüyor. Anlamlı sözler. Aslında her birini aldın mı, onun üzerinden yapılması gereken çok şeyin var olduğunu görüyorsun. Ama sadece belirlemeler olarak kalıyor. Onu pratikleştirmek için herhangi bir hareket yok. Dolayısıyla ikinci aşamaya geçme, ikinci aşamanın gereklerini yerine getirmede bir sıkıntı var. Hala sancı var. Önder Apo ve biz kararlıyız. Çalışıyoruz, yani mücadele ediyoruz. Herkes de etmeli, bu durumu görmeli. Şu anlaşılıyor; ikinci aşamanın geliştirilmesi öyle birilerinin karar vermesiyle olmayacak. Sürecin toplumsallaşması ve toplumun mücadele ederek bu engelleri aşmasıyla gerçekleşecek. Onun için herkesi süreci doğru anlamaya da etkin mücadele etmeye de çağırıyorum
RANTÇI YAKLAŞIM SÜRECİ SABOTE ETMEYE ÇALIŞIYOR
27 Şubat çağrısı ardından geliştirdiğimiz pratik adımlar karşısında gördük ki, Türkiye’nin içinde ve dışında bu Kürt sorunu denen sorundan, onun yarattığı çatışmadan rant elde eden çok fazla bir çevre varmış. Aslında insan şunu iyi anlıyor. Demek ki Kürt sorunu denen sorun, bu rantçılar tarafından ve rant elde etmek için ortaya çıkartılmış. Yüzyıldır da böyle yaşanmış. O kadar çok telaşa düşenler oldu ki, koca koca devletler telaşa kapıldılar. Çünkü yüzyıldır stratejilerini buna göre kurmuşlar, kendilerini yaşatmışlar. Ortadoğu’yu Türk-Kürt çatışmasına dayalı olarak sömürmüşler. Şimdi böyle bir durumla karşılaşınca çatışmasızlık durumuyla nasıl kendilerini değiştirecekler, bu durumdan nasıl çıkacaklar, kaybedecekleri rantı neyle telafi edecekler; onun telaşına girdiler. Süreci sabote etmek isteyenler bunlar aslında. Bakın, geçen programda bunları ifade ettik; hemen peşinden rantçı saldırının her düzeyde geliştiğini gördük. Dıştan bir sürü açıklamalar oldu. Hala baskı sürüyor yani. İçten, Meclis’in başkanlık kürsüsünde, başkan vekiline, Pervin Buldan’a alemin gözü önünde söylemedik sözü bırakmadılar; kimsenin gıkı çıkmadı. Ama Pervin Buldan hak ettiği cevabı verdi rantçıya, saldırgana. Prim vermedi. Gerçekten onu yapan dışında, örneğin komisyona onlar girmediler. Diğer partiler komisyona üye vermişlerdi. Komisyonun bu sorunu çözmesi için güya inanıyorlardı. Öyleydiyse, hep birden onu susturabilmeleri gerekirdi. Ama hiç kimse bir şey yapmadı. Hatta bıyık altından gülenler oldu. Anlaşılıyor ki böyle rantçı çevrelerle özgürlükçü demokratik Kürtleri çatıştırıp, oradan fayda sağlamak isteyenler daha çok varmış. Basında var. Biz belirttik her yerde. Şimdi bu rantçıları iyi anlamamız lazım. Bu rantçı yaklaşım sürece karşı, süreci sabote etmeye çalışıyor. Her yerden provokatif saldırılar geliştiriyor. Tahrik ediyorlar. Basında ne diyorlar, sanatta ne diyorlar, siyasette ne diyorlar, içeride ne diyorlar, dışarıda ne diyorlar? Bunlar Türkiye’nin düşmanları, Kürt’ün düşmanları, insanlık düşmanları, özgürlük düşmanları. Bir defa böyle görmek lazım.
SÜREÇ TOPLUMSALLAŞIYOR AMA BEKLEMEDE OLANLAR DA ÇOK
Diğer yandan mücadele eden halk var. Bunu görüyoruz. Kadınlar, gençler eylemler geliştirdiler. Mücadeleye sahip çıkıyorlar. Bu siyasete kadar da yansıyor. Siyasetin içinde de var. Yani Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin gerekliliğine inanan, başarısına inanan, onun için çaba harcayanlar da var belli bir düzeyde. Belli ölçüde anlamışlar. Gittikçe eyleme giriyorlar. Süreç toplumsallaşıyor. Son kadın ve gençlik eylemleri -Türkiye’de öyle oldu, yurt dışındaki eylemler- süreci toplumsallaşmaya doğru götürüyor. Birçok aydın-sanatçı da işin bu yönüne çağrı yapıyor: Sürecin siyasallaşmasının önemi üzerine… Bir de böyle bir kesim var. Ama arada kalan ikisinin arasında çok geniş bir kesim var; beklemede. Bekle, gör! Onlar sürece dair birbiriyle çelişen ifadeler söylüyorlar, daha çok sessiz duruyorlar. Sol içinde de böyle olanlar var. Şöyle bir yaklaşım var: Bakalım, sonuç nasıl olur; görelim. Ona göre sonuçta eğer Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının gerekleri yerine getirilirse, demokratikleşme yönünde gelişme olursa faydalanırız. Onun yarattığı ortamdan da… Olmazsa ona göre de davranırız. Yani böyle beklemeci bir mantık var, yaklaşım var. Sanki süreci esas anlamayan dediğimiz, muğlaklaştıran bir yaklaşım bu. Geçmişte biraz daha fazlaydı. Yurtsever çevrede de vardı. Fakat Önder Apo’nun çok sınırlı da olsa yaptığı görüşmelerle, görüşmelerdeki açıklamaları, sürece yaklaşımı, kararlılık tutumu, onun yansımaları bu kesimde önemli değişiklik yarattı. Bizde de süreci anlamada zayıflıklar vardı. Yani itiraf edebiliriz. Süreci doğru anlamak ve gereklerini yerine getirebilmek için tartışıyoruz. Çağrıdan, 12. Kongre’den bu yana geçen altı aylık süreç içerisinde hep tartışıyoruz bu durumları. Tartışmalarda önemli sonuçlara ulaştık. Süreci anlamada net hususlar belirledik.
BU SÜRECİN BAŞARISI DIŞINDA BİR GELECEK YOK
Bir defa şunu söyleyelim: Bir: Bu süreç birçok alternatifli yoldan tercih edilen bir tanesi değil. Olmazsa olmaz bir süreç. Yani bu sürecin başarısı dışında Kürtlerin, Türkiye’nin özgür ve demokratik bir geleceği yok. Şunu ifade etti Önder Apo da. Biz de tartışmalarımızda bunun ne demek olduğunu çok iyi anladık: Ya bu sürecin getireceği barış ve demokratikleşmedir -ki bunun Kürt varlığının ve demokrasinin kabul edilmesi temelinde gerçekleşmesidir- ya da felaket. Yani büyük kaybetmedir. İşte bu gerçeği anlamada yetersizlikler var, zayıflıklar var. Siyasi partilerin de iktidar çevresinin de bunu anlamadığı ya da dar iktidar çıkarları için bu tarihsel gerçeklerin üstünü kapatmak istemesi gibi bir durum var. Arada kalan diğer çevrelerden de bu görünmüyor. Sanki bunu biz kendimize bir şey istiyormuşuz gibi algılıyorlar. Verelim mi vermeyelim mi? İşte Kürtlere şunu verelim mi? PKK’ye bunu verelim mi? Yani Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyoruz. Bu demokratikleşen Türkiye’de biz olmayacağız ki sadece. Türkiye toplumunun hepsi yaşayacak. Dolayısıyla kimseden bir şey istemiyoruz. Zorda kalmışız da herhangi bir şey olsun demiyoruz. Öyle anlayanlar yanılıyorlar. Hiç gerçekleri görebilmiş değiller. Tehlikeyi görüyoruz. Önder Apo bu tehlikeyi gördü. Demokratikleşmeyen, bu süreci başarıya götürmeyen Türkiye’nin başına gelecekleri gördü. Bu gözler önünde işte; geliyor. İşte Gazze’yi ne hale getirdiler. Lübnan anlaşmayı kabul etti. Yarın Suriye ve Türkiye’ye dayatacaklar. Geçen sefer dananın kuyruğu Kıbrıs’ta kopacak dedik. Bir sürü çevre, ‘Bu ne demektir, ne anlama geliyor?’ dedi. Şu anlama geliyor: Türkiye öyle rahat bir gidişatta değil. Üçüncü Dünya Savaşı, birinci ve ikinci dünya savaşlarının bir sonucu olarak Türkiye’ye vuracak. Çünkü Türkiye Birinci Dünya Savaşı’ndan böyle çıkmadı. Çok beğendikleri, sıkı sıkı sarıldıkları, içinde yürümeye ant içtikleri sistemleri kendilerini kabul etmiyor. Bu Türkiye’ye yer yok bu sistemde. Bakın Ortadoğu’da da dünyanın değişik yerlerinde de Sovyetler Birliği’nin varlığı temelinde ortaya çıkan gelişmelerin hepsini değiştirdiler. Kapitalist modernite sisteminin, yani ulus üstü sermayenin çıkarlarının gereğine göre yeniden düzenlediler. Sovyetler Birliği’ne dayalı olarak var olan ilk devlet, Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bu mevcut Türkiye’dir. Kürt sorunu da böyle oluştu bunun sonucunda. CHP’liler ilginç; cumhuriyet de cumhuriyet, ‘kurucu partiyiz’ diyorlar. Kurucu partisin de, nasıl kuruldu? O Cumhuriyet’i kuran parti hangi siyasetleri yürüttü? Koşullar neydi? Şimdi de aynı koşullar mı var ki sen aynısını tekrarlayıp duruyorsun? Halbuki hiçbir şey kalmamış ortada. Durum böyle. Biz hiç kimseyi korkutmak da istemiyoruz. Hiç kimseden öyle bir şey beklediğimiz, istediğimiz de yok. Ama Kürtler ve Türkiye felaketle karşılaşmasın istiyoruz. Yani ağır sonuçlar yaşamasınlar. Zaten yüz yıl-yüz elli yıldır yaşadılar. Bundan bir kurtuluş olsun. Bütün bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin sağlam durmasının, ayakta kalmasının tek yolu var: Kürt özgürlüğü, Türkiye’nin demokratikleşmesi. Önder Apo’nun sunduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının başarı kazanması. Bu bir tercih değil; bir zorunluluk. Demokratik gelecek için bir zorunluluk. Bunun ötesi felaket! Sonunun ne olacağı belli olmayan bir çelişki ve çatışma yumağı! Bunu görmek çok zor mudur? Biraz gözlerini açsınlar, kafayı çalıştırsınlar. Bu kadar körlük çok fazla. Süreç böyle bir süreç.
SÜRECİN BAŞARISI İÇİN NE GEREKİYORSA YAPACAĞIZ
Neyi söylemek istiyorum bu durumda? Yani bu süreç bir tercih süreci değil. ‘Bunu tercih ettik, olmazsa ötekini de tercih ederiz’ diye bir durum yoktur! Tek süreç! Ya başarıya gidecek ya başarıya gidecek! Başarıya gitmezse felaket olacak! Bu nedenle biz kararlıyız bu konuda. Bu sürecin başarısı için ne gerekiyorsa yapacağız. Her türlü mücadeleyi yürüteceğiz. Artık gerisi yok! Eskiye dönüş olacağını bekleyenler hayal görüyorlar. En büyük bu olumsuzluklarla onlar karşılaşacaklar. Böyle ‘Duralım, bekleyelim, olur mu, olursa ondan yana oluruz. Eskiye dönülürse eskiden yana oluruz’ diye bekleyenler, en çok kaybedenler olacak. Rantçılar, evet düşmanca saldırıyorlar. Mücadele edenler, süreci anlayanlar kazanacaklar. Kesinlikle geleceği onlar yaratacaklar. Ama bu bekle görcüler tutumlarını değiştirmezler, bu sürecin başarısına katılım göstermezlerse felaketin yaratıcısı olacaklar. Ondan sonra da hiç kimseye diyecekleri bir sözü olmaz. ‘Bakın başarılı olmadı’ diyemezler. Çünkü kendileri engellemiş olacaklar. Vebal onların üzerinde olacak! Bu bakımdan da bir kere daha ifade ediyorum. Yani biz anlayışımız gereği, Türkiye’nin demokratikleşmesine, Kürt sorununun özgürlük çözümüne, demokratik entegrasyon çözümüne, Önder Apo’nun 27 Şubat çağrısına inandığımız için, onu doğru gördüğümüz için gereklerini yapıyoruz. Bu temelde mücadelemizi sürdüreceğiz. Hiç tereddütsüz bu süreci başarıya götüreceğiz. Barış ve Demokratik Toplum Süreci zafer kazanacak, başarıya ulaşacak. Bunu sağlayacağız da. Kim ne yaparsa yapsın.
İkincisi: Süreç, duran bir süreç değil, statik bir süreç değil. Bir müzakere, pazarlık süreci değil. Önder Apo defalarca ifade etti. Biz de söyledik. Fakat tam anlama ve örgütleyip gereklerini yerine getirme olmadı. Süreç, mücadele sürecidir. Kendiliğinden olmayacak, anlaşmalarla olmayacak. Birileri birilerine bir şey vermeyecek. Mücadeleyle kazanılacak. Barış ve Demokratik Toplum Süreci, demokratik siyasi mücadele sürecidir. Bu mücadeleyi örgütleyip geliştirirsen kazanacaksın. Böyle bir mücadeleyi yürütüp kazanma dışında da bir çare yoktur. O halde ‘şu veriyor, şu vermiyor; şu adım atıyor, bu atmıyor’… Bazıları da diyor; PKK adım atıyor, birileri atmıyor. Evet, atarsa o yapmış olur, o kazanır. Bekleyen kazanmaz. Adım atmıyorsa attırmak lazım. Önder Apo ne dedi? ‘Toplum sahip çıkarsa sürece, mücadele ederse adım atmayanlara adım attırabiliriz.’ Özellikle gençler, kadınlar, halkımız, Türkiye halkları, demokratik sosyalist güçleri bu gerçeği iyi görmeliler. Mücadele edilerek bu adımlar attırılabilir. Mücadele etmek gerekli. Bunun için sürece sahip çıkmak lazım. Daha fazla sürecin gerektirdiği örgütlenmeleri geliştirmek gerekli. ‘Demokratik Toplum Süreci’ dedi Önder Apo. Demokratik toplum örgütlülüğünü her yerde geliştirmeliyiz. Örgütlemek için seferber olmalıyız. Ev ev, insan insan, sadece tanınan, var olan yurtsever, demokratik çevreleri arada bir sokağa döküp bir eylem yaptırmak değil de her eylemde onu ikiye katlamak, bir eylemden bir eyleme kadar yürütülecek propaganda, örgütlenme çalışmalarıyla gücü ikiye katlamak, üçe katlamak, yurtseverlerin ve demokratların sayısını çoğaltmak, bunu Kürdistan’da yapmak, Türkiye’de yapmak kesinlikle gerekli. Böyle bir örgütlenme ve mücadele gerçekliği olarak görmeliyiz süreci. İşte son eylemler bunu biraz çağrıştırıyor, bu yöne evrilmeyi gösteriyor. Onun için şöyle diyoruz: Toplum anlamaya başladı, sürece daha fazla sahip çıkmaya başladı. Sürecin toplumsallaşması bu biçimde gelişiyor. Bu geliştikçe, öngörülen ikinci aşamaya geçilebilir. Toplum, eylemiyle sürecin ikinci aşamasının gelişmesini sağlayabilir. Birileri verir vermez beklentisi-tartışmasından ziyade, mücadeleyle bunu gerçekleştirmek lazım.
SOSYALİST TEORİ VE PRATİĞİ GELİŞTİRECEĞİZ
Sosyalizm Yeniden Konferansı’nı biz de basından izledik. Henüz ayrıntılarını bilemiyoruz. Bugün sonuçlanıyor. Sonuçları da umarız basına açıklanır. Açıklandığı zaman göreceğiz, değerlendireceğiz. Her şeyden önce ifade edelim; adı önemli. Sosyalizm Yeniden. Bu şu anlama gelmiyor. Bir: Öncekini reddeden. İki: Öncekini olduğu gibi devam ettiren. Biz şöyle anladık: Eskiden dersler çıkartarak, hata ve eksikliklerinin derslerini çıkartıp gerekli değişimi, dönüşümü, düzeltmeleri yapıp yenilenerek, yeni bir sosyalist bakış açısı, yeni bir program, yeni bir strateji ve eylem, örgüt ve eylem geliştirmek olarak anladık. Eğer doğru anlamışsak, yanlış anlamamışsak, önemlidir, önemsiyoruz. Önder Apo da Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda ve bu temelde geliştirdiği manifestoda, en fazla sosyalist hareketin yeniden geliştirilmesine vurgu yaptı. Programda yer verdi. ‘Hem sosyalist teori ve pratiği geliştireceğiz, bunu Kürdistan, Türkiye, Ortadoğu koşullarında örgütleyip pratikleştireceğiz; hem de küresel düzeyde yeni bir sosyalist enternasyonalin oluşması için çalışacağız’ dedi. Komünal Enternasyonal çağrısı yaptı. ‘Yeni bir enternasyonalizm oluşturalım’ dedi. Bunlar çok önemliydi. Biz de Hareket olarak bunları anlamaya çalışıyoruz. Değerlendirdik, değerlendiriyoruz. Bu temelde kendimizi yenilemeye, anlayışlarımızı düzeltmeye, bunun gerektirdiği örgütlenme ve çalışma düzeylerini geliştirmeye çaba harcıyoruz. Bu yönlü tartışmalar da yürüttük. Belli çabalar içerisine de girdik. Umut ediyoruz, sonuç olumlu olacak. Yanlış yapmamaya, hata yapmamaya dikkat ediyoruz. Eğer yanlış, hata yapmaz, doğru anlarsak ve bir de yaratıcı bir biçimde pratik içine girersek, gelişme olacak. Umudumuz o yönlüdür. Şuradan umutlanıyoruz: Buna açık bir dünya var. Buna açık bir Ortadoğu var. Türkiye zemini de buna açık zaten. Türkiye için şunu söyleyebilirim. Evet, Sovyetler Birliği çözüldü. Öncesinde de dogmatizm, şekilcilik, kalıpçılık çok fazlaydı. Sovyet sistemi çöktükten sonra belli tartışmalar olsa da, dar-dogmatik yaklaşımlar yine de çok etkili oldu. Daraldı, yeni gelişmeyi sağlayamadı sosyalist hareketler, örgütlenmeler. Fakat bir ısrar da oldu. Kendini yenileyememe, yeni hamle yapamama yaşandığı gibi, bunun tersi olarak çökme olmadı. Var olanı sürdürmede de bir ısrar oldu. Bir damar var. Ta geçen yüzyılın başından gelen, Mustafa Suphilerden gelen, Mahir Çayanlarla yeni hamle yapmış olan önemli bir sosyalist damar var. Bunu yaratıcı bir biçimde yenileyip, yeni hamleye dönüştürmek mümkün olmadıysa da, bunu sahiplenme ve bundan vazgeçmeme, bunda ısrar etme de yaşandı. Bu tabii yeterli bir durum değildi. Ama yine de üzerinde hareket etmek için umut verici bir durumdu. Diğer yandan küresel düzeyde de şunu görüyoruz. 35 yıl önce Sovyetler Birliği’nin çözüldüğü süreçteki karamsarlık, kötümserlik, sosyalizmden kaçış şeyi bitmiş bir defa. O aşıldı. Giderek kapitalist modernite sisteminin sömürü çarkları daha çok arttı, daha fazla vahşileşti. Hem başta kadınlar olmak üzere işçi-emekçilere, toplum üzerindeki sömürüyü geliştirme hem de doğaya dönük saldırıları, endüstriyalizm saldırıları, ekolojik saldırılar çok arttı. Toplumu ve doğayı sömürmek için, azami karı geliştirmek için çok daha derinleştirdiler sömürü yöntemlerini. Bu durumlar aydınları, sosyalist aydınları, siyasetçileri yeni arayışlara itiyor. Böyle bir arayış var. Parçalı olsa da, artık Sovyetler Birliği niye çözüldü diyerek kara bağlayan ya da savrulup kopup ondan liberalizme savrulup giden bir tutum yok. Onu anlamaya, neden o hale geldiğini sorgulayıp, kendini oradan çıkartarak yenileyip, yeni dönemin gereklerine göre sosyalist teori ve pratiği örgütü geliştirmeye yönelik arayışlar var. Toplumlarda da kadınlar, gençler, işçi ve emekçilerde de arayış çok. Baskı ve sömürü fazla olduğu için kurtuluş arayışı çok fazla. Kısaca, doğru bir sosyalist anlayış teorisiyle, programıyla, strateji ve taktikleriyle geliştirilir ve bu temelde örgütlenme ve eylem çalışması yürütülürse, dünyanın değişik alanlarında sosyalist bilinç gelişir. Dünyadaki gelişmelere bakınca insan bunu rahatlıkla gözleyebiliyor. Bundan dolayı Önder Apo’nun çağrısı, bunları artık pratiğe geçirmek üzere bir çağrı oldu. Değerlendirmeleri tamamen bu zemine dayanıyor ve biz de bu zemini tartışıp, değerlendirerek, bu çalışmaların başarı kazanacağına dair umudumuzu ve inancımızı ortaya çıkardık. Bu oldukça güçlü.
Kaynak : MA