HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Önder Apo’nun 27 Şubat tarihinde yayınladığı açıklama ile başlattığı “Demokratik Toplum ve Barış” sürecinin ikinci aşamasında Türkiye’den gerilla gruplarının çekilmeye başlaması ile birlikte oluşan yeni siyasi dengeleri ANF’ye değerlendirdi.
Kürkçü, sürecin öngörülenden daha uzun bir zamana yayıldığını ve bu gecikmenin halkta hayal kırıklığı yarattığını kaydetti. Kürkçü, “Süreç tamamen hükümetin sahasına yıkılmış durumda” diyerek, anadilde eğitim ve Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne yönelik somut adımların atılmasının aciliyetini dile getirdi.
Kürkçü, 27 Şubat deklarasyonu sürecin sahiciliği hakkında herkesin daha net bir fikir sahibi olduğunu belirterek, bu deklarasyon öncesinde de bir görüşme dönemi yaşandığı yönünde de bir kanaat oluştuğunu dile getirerek, “Ben kendi payıma bu deklarasyonu okuyuncaya kadar gözleme ihtiyacı içindeydim ama bir süreç olduğunu sadece anlamakla kalmadım. Bu sürece ön gelen bir mutabakat dönemi. Yani henüz kamuoyuna açıklanmadan, hatta Abdullah Öcalan’ın DEM Parti’yle ya da heyetle ya da başkalarıyla, avukatlarıyla teması sağlanmadan önce bir görüşme dönemi olduğu anlaşılıyor. Bazı mevzuların gözden geçirildiği ve bazı prensip kararlar alındığını ben anlıyorum. Süreci böyle anlamamız gerekiyor” diye konuştu.
Süreci okumaya göre iki şeyle karşı karşıya kalındığını dile getiren Kürkçü, bunlardan birincisinin, gelişmelerin öngörülenden daha uzun bir zamana yayılması olduğunu kaydederek, “2013-2015 yılları arasından sonra, yani 2025’e kadar 10 yıllık bir baskı ve zulüm dönemi sonrasında daha hızlı iyileşme beklentisi kamuoyunda vardı.”
Kürkçü, süreçteki gecikmenin halkta hayal kırıklığı yarattığını belirtirken, yükün büyük kısmının Kürt Özgürlük Hareketi’nin omuzlarında kaldığını vurgulayarak, “Gecikme başladıkça da umutsuzluk ya da hayal kırıklığı başlamıştı. O nedenle bu hayal kırıklığını giderme sorumluluğu, yükümlülüğü de gene Kürt hareketinin üzerine düştü. Yani bu sürecin bütün yükünü aslında Kürt halkı, devrimcileri üstlenmiş gözüküyor” tespitinde bulundu.
Kürkçü, bu adımdan sonra gelen reaksiyonların olumlu olduğunu ancak bunun cılız kaldığını kaydederek, şunları söyledi: “Türkiye’nin tamamını, sahip olduğu değerleri ve kaynakları daha iyi bir geleceğe doğru adım attığımıza ikna edecek gelişmeler olmadıkça bu gelişmeler cılız kalır. O yüzden bu genel demokratizasyon süreci asıl mesele olarak durmaya devam edecektir.”
CHP’nin komisyona dahil olması ve İYİ Parti dışında kalan partilerin çözüme ortak olmasının “daha çok ortaklı bir çözüm sürecini gündeme getirdiği için elverişli bir durum” olduğunu tanımlayan Kürkçü, ancak iplerin esasen Cumhur İttifakı’nın elinde olduğunu söyleyerek, değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Komisyonun rolü daha azdır. Komisyonun çoğunluğunu zaten AKP ve MHP oluşturuyor. Aslan payı bu iki partide. Dolayısıyla MHP ve AKP kurmayları tarafından akla gelmemiş, getirilmemiş, kurtarılmamış, ön hazırlığı yapılmamış herhangi bir şeyin komisyondan kendi kendine geçeceğini düşünmek zor. O yüzden esas inisiyatif hükümette. Onların pratik adımlarını görmek istiyoruz.”
Kürkçü, Cumhur İttifakı ve Özgürlük Hareketi’nin arasında diyalog olduğunu, ancak diğer partilerin buna ortak olabilmesi için onların da olumlu gelişmelerden nasiplenmeleri gerektiğini belirtti. Ana muhalefet CHP’nin haksız bir saldırı altında olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Bu aslında yine söylendiği gibi hareket tarafından, aslında çözüm sürecinin tamamen aleyhine bir rota izliyor hükümet. Çünkü hükümet ya da saray, özgürlük eksenlerine güvenlik eksenli sonuçlarla yaklaşıyor. Çoğulcu ve kapsayıcı değil, tekil ve dar bir yerden yaklaşıyor. Bu bir özgürlük hamlesi hâline, sürecin gelmesini önlüyor, insanları uzaklaştırıyor, soğutuyor.”
ANADİLDE EĞİTİM OLMAZSA OLMAZ
Kürkçü, Kürt taleplerinin pratikte nasıl karşılanacağına dair en ufak bir hazırlık belirtisi olmadığını söyledi. Bu talepler arasında anadilde eğitimin hayati önem taşıdığını vurgulayarak, “Anadilde eğitim, aslında başka bütün talepler güvence bir duruma gelse bile anadilde eğitim, anadilinin özgürlüğü, serbestliği Kürtler için olmazsa olmaz düzeyinde. Çünkü anadilinde eğitim olmadan, anadili güvenceye almadan kimliğinin ve varlığının korunması ve sürdürülmesi söz konusu olmayacağı için hiçbir faydası olmaz. Örneğin tüm okullarda Kürt sınıflarının açılması ve ilkokuldan lise son sınıfına kadar hiçbir kayıt ve koşul olmadan Kürtçe dilinde kamusal, parasız ve herkes için eğitim kapısının açılması şart.”
Kürkçü, anadilinde yayın önündeki engellerin kaldırılması, yerel yönetimlerde Kürtçe hizmet verilmesinin açılması gerektiğini belirterek, 2016 öncesinde kazanılan hakların OHAL döneminde geri alındığını hatırlatarak ve hükümetten geri iade iradesi beklediklerini söyledi. Kürkçü, DEM Parti’nin bu konuları toplumsal gündeme taşımak adına anadilde seferberliğinin önünü açması gerektiğini söyledi.
Önder Apo için özgürlük istemenin Kürt halkı için “bütün dünya halklarının liderine özgürlük istemesi kadar doğal” olduğunu kaydeden Kürkçü, bu talebin insani ve siyasi temelini ise şöyle değerlendirdi: “Eğer bir dönüm noktasına gelinmişse, bunun en çok bedelini ödeyenlere kefaret ödenmesi, yani özgürlüklerinin geri verilmesi şarttır. İnsanlık bizden bunu bekler. Hiçbir şey değişmemiş gibi Öcalan’ın toplumla teması, dünyayla teması, toplumsal temsile sahip insanlarla teması kurması için önünün açılması gibi hiçbir pratik ortada görülmediği durumda, halkın özgürlük talebiyle yola düşmesinden daha anlaşılabilir bir şey yok.”
Kürkçü, silahlı çatışmanın sona ermesinin en önemli gelişme olduğunu ve bunu sağlayan gücün siyasi liderinin kabul edilmesi gerektiğini belirterek, “Öcalan Türkiye’de devleti yönetenlerden sonraki en önemli siyasi liderdir bu süreçte. O yüzden de Meclis Komisyonu’nun, ‘Öcalan’la görüşelim mi görüşmeyelim mi’ diye müzakere etmesi gerekmeyecektir. Tersine Öcalan’ın çabasına ve meşruiyetine katkı sunması gerekecektir” dedi.
KÖLN YÜRÜYÜŞÜNÜN ÖNEMİ
8 Kasım’da Köln’de “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm” hamlesi kapsamında yapılacak yürüyüş ve miting için de halka katılım çağrısında bulunan Kürkçü, şöyle devam etti: “Sonuçta iş yine başa düşüyor. Ezilenler kendi kendilerini kurtarmadıkça onları hiç kimse kurtarmayacaktır. Ama bunun hangi yoldan olacağına karar vermek onların hakkıydı. Barışçı temaslar, diyalog ve demokratik toplum istikametindeki tedbirlerle yapma doğrultusunda meşru bir hakkı, yani toplum istekleri doğrultusunda meşru bir hakkı, yani toplantı ve gösteri yapma hakkını Kürt halkı kullanacaktır ve dile getirecektir.”
Köln yürüyüşü ile dile getirilecek taleplerin Avrupa’nın iki önemli siyasi zemini olan Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi’ne taşınmasının elzem olduğunu vurgulayan Kürkçü, “Hasta tutsaklarla ilgili bir işlem göremiyoruz. Yakılan infazlarla ilgili bir işlem dahi göremiyoruz. Nerede kaldı Öcalan’ın özgürlüğü? O yüzden halkın bu konuda inisiyatifi ele alması hem hakkı hem de görevidir. Onlardan başka da hiç kimse bunu sağlayamaz.”
Kaynak : ANF

