Cumartesi Anneleri komisyonda kayıplarını ve yaşadıklarını anlattı
Cumartesi Anneleri'nin Meclis komisyonu toplantısında yaşadıklarını anlattı, adalet arayışlarını sonuna kadar sürdüreceklerini ifade etti
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”, 5’inci toplantısını gerçekleştiyor. Bugünkü toplantının ilk oturumunda Cumartesi Anneleri ile Barış Anneleri dinleniyor.
Toplantının açılışında konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, “Türkiye’nin 40 yılı aşkın bir süredir devam eden bu süreçte yaşadıkları acılar aslında hepimizin ortak acılarıdır. Bu acıları yarıştırmak, birinin diğerinin önüne geçirmek gibi herhangi bir tavrın içerisinde olmamak gerektiği kanaatindeyim” dedi.
Kurtulmuş, üstü kapalı İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan’ın iddialara değindi, “Bu komisyonda hiçbir şekilde konuşulmamış, komisyonun kurulmasından önceki süreçlerde dahi gündeme gelmemiş, komisyonun hiçbir anında komisyon üyeleri tarafından paylaşılmamış bazı konuların gizli oturumlarda konuşulmuş gibi ortaya konulması en hafif tabiriyle açık bir provokatörlüktür. Bu tür provokasyonlar içerisinde olacak çevrelere karşı dikkatli olunmalıdır. Komisyondaki 51 üyenin hepsi ortak bir kararlılık içerisindedir” diye konuştu.
Cumartesi Anneleri yaşadıklarını anlattı
Cumartesi Anneleri adına ilk söz İkbal Yarıcı’ya verildi. Birgün’den Mustafa Bildircin’in aktardığına göre kardeşi Hayrettin Eren’in 1980’de gözaltına alındığını ve bir daha haber alınamadığını hatırlatan Yarıcı yaşanan süreçte ailenin yıllarca adalet aradığını belirterek şunları anlattı:
‘Savcı dosyayı açarsam işimden olurum dedi’
“21 Kasım 1980’de arkadaşıyla buluşmak üzere Saraçhane’ye gitti. Buluşmayı öğrenen polis, Hayrettin Eren’i gözaltına alarak karakola götürdü. Ağabeyimin gözaltına alındığını öğrenen annem babam karakola gitti ama onlara, Gayrettepe Emniyet’e götürüldüğü söylenildi. Oysa arabamız Emniyet’in oradaydı. Annem ağabeyimi sormaya gittiğinde defalarca tartaklanarak uzaklaştırıldı. Gözaltı süresinin bitmesini bekledik ama 90 günlük bu sürenin sonunda da ağabeyimizin akıbetini öğrenemedik.
Fikri Sağlar, 1986’da milletvekiliyken Hayrettin Eren ile ilgili soru önergesi vermişti, ona da cevap gelmedi. Babam İstanbul Savcılığına başvurdu fakat savcı, ‘Ben bu dosyayı açarsam işimden olurum’ diyerek dosyayı açmadı. Bu psikolojik işkencenin üzerimizdeki yükü düşünmenizi istiyorum. Hayrettin Eren’i hep canlı bekledik, yıllar geçti annem karanfil koyabileceği bir mezara razı oldu.
1995 yılına kadar aile olarak mücadele ettik, 1995 yılında bütün kayıp yakınlarıyla birleştik ve Galatasaray Meydanı’nda mücadelemizi sürdürdük. Annem 2019 yılında iki gözü açık olarak bize veda etti. Annemi ve bütün kaybettiğimiz annelerin bize bıraktığı yerden adalet arama mücadelemizi sürdüreceğiz. Hayrettin Eren bir suç işlediyse kolluğun görevi onu adalete teslim etmekti. Böyle olsaydı yasalar çerçevesinde yargılanır, cezası varsa cezasını çeker ve aramıza dönerdi. Yargılanma hakkı, yaşam hakkı ellerinden alındı.
Hayrettin Eren kaybolduğunda Şükrü Balcı, Mehmet Ağar ve Tayyar Sever görevdeydi. Ağabeyim faili meçhul değildi. Ağabeyimin akıbetinin sorumlular tarafından açıklanmasını bekliyorum. Devlet, gözaltında kaybolma politikasını sistematik olarak uyguladı ve devam ettirdi.”
‘Korkut Eken, Mehmet Ağat, Tansu Çiller’
Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak Kışlakçı da kaybedilen ağabeyi Hasan’ın izini yıllardır aradıklarını anlattı. Ağabeyinin işkence izleriyle bulunduğunu aktardı. Kışlakçı, “Bu kişilerin ifadeleri dahi alınmadı” diyerek Korkut Eken, Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’in sorumluluğunu söyledi.
Kışlakçı, Cumartesi Anneleri’nin yıllardır sürdürdüğü barışçıl buluşmaların engellenmesine “AYM, meydanın derhal açılmasını söylese de Galatasaray Meydanı halen yasaklı bir meydan. AYM kararını tanımayan, yurttaşın hak ve özgürlüklerini kullanmasını engelleyen kamu görevlilerinin tutumu, uluslararası kamuoyunun da tepkisini çekti. İnsanlığa karşı suçlara yönelik cezasızlık, barışın önünde engeldir.” diyerek tepki gösterdi.
‘Dosyamız, zaman aşımına uğratılıp kapatıldı’
Cumartesi Annesi Besna Tosun ise gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alamadıkları babası Fehmi Tosun’un evlerinin önünden bir araç ile zorla kaçırıldığını ifade etti. Tosun, “Beyaz Toros’un arkasından koştuk ve 30 yıldır halen bu aracın peşinden koşuyoruz. Polisin sahte dediği plakayı, yıllar sonra İçişleri Bakanlığı’na sorduğumuzda, ‘Özel hayatın gizliliği’ gerekçesiyle bize bilgi verilmedi. Plaka sahte değildi ama devlet, failleri korumayı seçti. Başvurduğumuz hukuk yollarının hiçbiri sonuca ulaşmadı. Hükümet, etkin soruşturma vaadini yerine getirmedi. Dosyamız, zaman aşımına uğratılıp kapatıldı. İtirazlarımız reddedildi. Böylece, bütün hak arama yolları bizlere kapatıldı. Köyümüz yakıldı, imam olan dedem, seccadenin üzerinde vuruldu. Ben dokuz yaşında buna tanık oldum. Dedem saatlerce can çekişti ve kimsenin ona yardım etmesine izin verilmedi. Köyümüzden sürüldük, evsiz kaldık, yeni bir yaşam bulabilme umuduyla İstanbul’a taşındı. Dedemden sonra bu kez babam, evimizin önünden gözaltına alınarak kaybedildi. Annem, babası öldürüldüğünde 28, kocası öldürüldüğünde 30 yaşındaydı.”